İçeriğe geç

Burada bir örnekle meseleyi tavzih etmek istiyorum. Cenab-ı Hak, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) babasını, henüz O doğmadan vefat ettirmişti. Efendimiz’in babası muhterem bir insandı. Genç yaştaydı, hanif dini üzerine vefat edip gitmişti. Allahu a’lem, burada şöyle bir hikmet vardı: Efendimiz, rahmeten li’l-âlemîn olarak herkesten büyüktür. Mevcudat ve mahlûkat içinde O’ndan daha büyüğü yoktur. O (sallallâhu aleyhi ve sellem), ihraz buyurduğu mualla makam olan nübüvvet pâyesiyle herkesin üstündedir. Hâlbuki bir ölçüde babalığa da ayrı, mualla bir makam verilmiştir. Allah Resûlü irşat noktasında mürşid olarak babasından üstün bir hâl alsa, babası da babalık hakkıyla kendini ifade etse, bir sürtünme, bir çarpışma olacaktı. Misal olarak kendisini himaye eden Ebû Talib’i verebiliriz. Ebû Talib, Allah Resûlü’nün nübüvvetini kabul edememişti, babası da kabul etmeyebilirdi. Evet, babası haniflik hâlini muhafaza ederek ahirete gitti. Yani cahiliye devrinde yaşamasına rağmen putlara tapmamış bir insan olarak ahirete gidip kendini kurtardı. O, oğluna karşı kıyam eden bir insan olsaydı baş aşağı giderdi. Hikmet-i ilâhiyeye bakın ki Allah (celle celâluhu), Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) dilgir ve dağidâr edebilecek bir pozisyonda bırakmadı.

Hâsılı, hak ve hakikat, insanları reaksiyona sevk edecek üslupla takdim edilmemeli, onlara tesir edebilecek kimselerin eli, havası, edası, ilmi ve irfanıyla onların gönüllerini fethetmeye gidilmeli ve mümkünse emsali arkadaşlarıyla temasları temin edilmelidir. Aksi takdirde maksadın aksiyle karşılanmak kaçınılmaz olabilir.

30 Şuarâ sûresi, 26/214.

31 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 9/40; İbn Hacer, el-İsâbe 7/237-240.

32 Buhârî, cenâiz 80; menâkıbü’l-ensar 40; tefsir (28) 1; Müslim, îmân 39; Nesâî, cenâiz 102; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/433.

39