Cümleleri teker teker tahlil edin… İşin zamanlamasını hesaba katın… İlk başlangıç cümlesiyle, beş on satır sonraki bitiş cümlesi arasında sahabenin ruhunda katedilen mesafeyi ölçün.. sonra, bunların hiç düşünülmeden, hiç hesap edilmeden, anında ve irticalî söylenmesini de, yukarıdaki hususlara ekleyin ve vicdanınıza, böyle bir söz sultanının kim olacağını soruverin. Herhâlde alacağınız cevap مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ “Muhammedün Resûlullah” olacaktır. Esasen, vicdanı tefessüh etmemiş her insan aynı cevabı kendi vicdanında duyabilir. Yeter ki temerrüt ve inhisar-ı fikri terk edip, hâdiseleri daha objektif olarak tahlil edebilsin…
Biz şimdi bu kısa konuşmanın bir tahlilini yapıp meselenin tafsilatını, ileride gelecek tali’li psikolog ve sosyologlara bırakalım.. evet bırakalım, hâdiseyi kendi açılarından izah ve tahlil etsinler ve Efendimiz’in fetanetini anlamada, insanımıza bir idrak buudu daha kazandırsınlar…
Evvelâ: Bu konuşma, tamamen ensar topluluğuna yapılmıştır. Zira, Mekkelilerin ve muhacirlerin, böyle bir konuşmaya sebebiyet verecek düşünce ve davranışları olmamıştı. Dolayısıyla böyle bir konuşma, ilk anda onlar tarafından dikkatle benimsenecek bir konuşma değildi. Bu itibarla, dinleyenler arasında onların bulunması, ensar topluluğunda olması gereken konsantreyi menfî yönden etkileyecekti. Bu da o esnadaki hitabet açısından çok mühim bir husustu.
İkincisi: Sadece ensarın bir araya toplanması, onları onore etmiş, Efendimiz’le bir arada olma ve başkalarının bu toplantıya alınmaması, onlarda psikolojik yönden müsbet mânâda ciddî bir tesir meydana getirmişti.
Üçüncüsü: Konuşulan hususlar arasında Mekkelileri ve muhacirleri rencide edebilecek bölümler olabilirdi. Meselâ: “İnsanlar davarlarıyla, develeriyle evlerine dönerken” ifadesi bunlardan biri sayılabilir.
Dördüncüsü: Sözün sonunda ensar methedilmekte ve onlar için dua yapılmaktadır. Yurt ve yuvasını terk ederek hicret eden muhacirîne, böyle bir ayrım yapılması ağır gelebilirdi.