İçeriğe geç

Bir insan, dehasıyla kendi asrını keşfedebilir. Meselâ, İskender, bir ölçüde kendi asrını idrak etmiş olabilir. Sezar, kendi asrını aşabilir.. Napolyon bulunduğu devri kavrayabilir.. ve hakeza.. ancak, dünyanın çeşitli yerlerinde daha sonra meydana gelecek ayrı ayrı milletler mozayiğine söz dinletme ve getirdiği mesajın onların ruh hâletlerine uygunluğu ve onların bütünüyle bu mesaja “Evet!” demesi sadece Efendimiz’e has bir keyfiyettir ki, bizim için buna mucize demekten başka çare yoktur.. zaten, bu muvaffakiyeti izah edecek bir başka kelime de bilemiyorum.

Evet, Alparslan, kendisinden 4-5 asır evvel yaşamış olan Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın getirdiği mesajları, kendi ruh hâline çok uygun buluyor ve bütün benliği ile O’nun getirdiği sistemi benimsiyordu. Aradan onca yıl geçmiş olmasına rağmen, çağ kapayıp çağ açan, dünyanın en büyük cihangirlerinden Hz. Fatih de, Allah Resûlü’nün getirdiği mesajları aynen selefleri gibi kabulleniyordu. Ardından gelenler de hassasiyetle aynı çizgiyi korudular. Hâlbuki bunların hemen hepsi de insanlık çapında dehaya sahip seçkinlerdi. Seçkinlerdi ama, Allah Resûlü’ne teslimiyette kusur etmiyorlardı.

21. asrın eşiğindeyiz; aradan geçen 14 asır, yine bir şey değiştirmemiş.. ve Allah Resûlü’nün getirdiği mesajlar, gü-nümüzde de aynı tazeliğini koruyarak, kalb, ruh, vicdan, ve akıllarımıza yepyeni şeyler fısıldamakta. Zira O, bu mesajları, kalbimizden geçenleri bilen, ruhlarımıza nigehbân olan, vicdanlarımıza kendisini duyuran ve âsârıyla aklımızı doyuran bir Zât’tan almakta ve bize tebliğ etmekteydi. Yoksa, bir beşer olarak, çağların ihtiyacını karşılayacak bir sistem vaz’etmek, kim olursa olsun insanoğlunu aşan bir mevzudur.

1 Buhârî, vudû 57; Müslim, tahâret 98-100.
49