İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim bu şekilde kayıtlara geçip, yazıldığı, tesbit edildiği gibi, onun müfessiri, açıklayıcısı, anahtarı.. icmalini tafsîl, mübhemini tefsîr, mutlakını takyîd ve umumunu tahsîs eden ve ayrıca ikinci bir teşrî’ kaynağı olan sünnet de kaydediliyor, korunmaya alınıyor, küllî, umumî ve resmî tedvîne hazır hâle getiriliyordu.

2. Tedvîne Zıt Deliller

Bu mevzuda, önce sünnetin Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) çok sonraları yazılıp kayda geçirildiğini ileri süren müsteşriklerin ve onların tesirindeki Müslüman yazarların kendilerine delil edindikleri hadislere bir göz atalım:

Takyîdü’l-ilm’de Ebû Said el-Hudrî naklediyor:

اِسْتَأْذَنَّا النَّبِيَّ * فِي الْكِتَابَةِ فَلَمْ يَأْذَنْ لَنَا

“Biz, kitabet mevzuunda peygamberden izin istedik de, bize izin vermedi.”3

Goldziher ve takipçilerinin delil diye ileri sürdükleri bu rivayeti hadis mütehassısları kayda değer bulmamışlardır. Tabiî bu arada, Müslim-i Şerif gibi sıhhatli bir kaynakta, yine Ebû Said el-Hudrî’nin rivayet ettiği şu hadis de var: لَا تَكْتُبُوا عَنِّي، وَمَنْ كَتَبَ عَنِّي غَيْرَ الْقُرْاٰنِ فَلْيَمْحُهُ“Benden bir şey yazmayınız. Kim, benden Kur’ân dışında bir şey yazmışsa, onu imha etsin.”4

Yine, Takyîdü’l-ilm’de, hadise çok önem veren ve hadisin kaydını şiddetle arzu eden, fakat kayda lüzum görmeden duyduğu şeyi bir defada ezberleyen hafıza dâhisi Hz. Ebû Hüreyre’den (radıyallâhu anh) şu rivayet nakledilmektedir:

443