Bir kısım çevreler, tenasüh akidesinin çok köklü ve kadîm olduğu kanaatindedirler. Hatta bunun için bir sürü tarihî üstûreye başvurulmakta, Herodot’un naklettiği -çoğu yalan- hikâyelere birer hakikat nazarıyla bakılmakta ve hatta, Ovide’in eserlerindeki rengin ve zengin masallar bu işe mesnet yapılmağa çalışılmaktadır. Bu arada, bir kısım kimseler bu “ruhlar seyr ü seferi”nin sadece insanlar arasında cereyan etmekle kalmayıp, hayvanlara, hatta otlara kadar uzayıp gittiğini iddia etmektedirler. “Camgitinüma” şârihinin beyanına göre; tenasühçüler, ruhların bütün bir varlık âlemini içine alacak şekilde muhaceret mecburiyetinde olduğu kanaatindedirler. Bir alay ruh, insanların bedenlerinden hayvanlara, onlardan nebat âlemine, cansızlara ve madenlere.. böyle karalardan denizlere, denizlerden karalara bitip tükenme bilmeyen cebrî bir sevkiyat ile devam eder durur. Ruhun bir insan bedeninden diğer insan bedenine intikaline “nesh”, kendine münasip bir hayvan bedenine geçmesine “mesh”, ot ve ağaçlara girmesine “resh”, madenlere hulûluna ise “fesh” derler.
Bu anlayışta âlemşümul bir ruh telâkkisinin kabul edilmesinin tesiri var mıdır? Hulûl ve ittihatla alâkası ne kadardır? Mevzuu dağıtmadan hemen arz edeyim ki; inhiraf etmiş bu iki düşüncenin tenasühe menşe olduğunu kabul etmemek oldukça güçtür. Hatta Taylor, tenasüh anlayışının, ruhun müstakillen bekâsıyla çok alâkadar bulunduğunu söyler. Bu anlayışa göre uzun asırlar, evlât ve torunların atalarına benzemesini de tenasühle izaha kalkışmışlardı ki, bugün pekâlâ verâset kanunuyla izah edilebilmektedir.