İçeriğe geç

Evinde, ailesinde aynı disiplinleri yerleştirdi. Hanımlarından, küçük dahi olsa, dünya ile alâkalı talepler gelince rahatsız olmuş ve onlardan muvakkaten uzak kalma yemininde (îlâ) bulunmuştu. Hatta, Kur’ân’ın emriyle, bir aralık, Resûlullah’ın yanında kalma veya gitme mevzuunda muhayyer bırakıldıkları da oldu: Ya Allah Resûlü’nün verdiği ile iktifa edecek veya bu haneyi terk edip gideceklerdi. O zaman bütün hanımları Allah Resûlü’yle en ağır şartlar altında yaşamayı dünya nimetlerine tercih etmişlerdi.8

Tam o esnadaydı ki, Hz. Ömer hücre-i saadete girdi ve İki Cihan Efendisi’ni bir hasır üzerinde yatıyor gördü. Rikkate geldi ve ağladı. Allah Resûlü, niçin ağladığını sorunca da şöyle cevap verdi: “Bizanslar, Kisralar kuş tüyünden yataklarda yatarken, sen, Allah Resûlü olduğun hâlde böyle hasır üstünde yatıyorsun, işte buna ağlıyorum.” Bunun üzerine Allah Resûlü şu ölümsüz ifadeleriyle meseleyi izah etti: “İstemez misin yâ Ömer! Dünya onların ahiret de bizim olsun..!”9

Allah Resûlü dünyayı terk etmemişti. Gül gül, çiçek çiçek her şeyin simasında hakikati görmüş göstermiş; duymuş duyurmuş.. teşkil ettiği ordularla dünyanın dört bir bucağında İslâm’ı bayraklaştırmış ve kendi hakikatini bütün ruhlara duyurmuştu.

Günümüz sosyologlarının vardığı bir neticeyi burada zikretmeden geçemeyeceğiz:

Beşeriyet, Hz. Muhammed’e (aleyhisselam) kadar yüzde yirmi beşlik bir terakki kaydetmiştir. O’nunla birlikte, yani yirmi üç sene gibi kısa bir zaman içinde bu rakam yüzde elliye ulaşmıştır. Günümüze kadar buna ancak yüzde yirmi beşlik bir ilâve yapılabilmiş ve yüzde yüze de ancak bundan sonra ulaşılabileceği beklenmektedir. Düşünün: İnsanlığın asırlarca uğraşarak katedemediği bir mesafeyi O çeyrek asırda kat ediyor ve böylece kıyamete kadar gelecek nesillere mutlak rehber olduğunu gösteriyor.

172