Dünya Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) isimlerinin tecellîsinden ibarettir. Bu mânâda dünyanın hiçbir şeyini hor ve hakir göremeyiz. Çünkü hakikî “hakâik-i eşya” Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) isimlerinin cilvelenmesinden ibarettir. Mevlâna’nın ifadesiyle, olup biten her şey, bizler ve iradelerimiz, Hak (celle celâluhu) tarafından çok yüksek bir direğe asılmış bayrak gibidir. O bayrakta yazılar vardır ve o bayrak dalgalanmaktadır. Dalgalandıran da bizzat Ezel ve Ebed Sultanı Hz. Allah’tır (celle celâluhu). Binaenaleyh, biz eşya ve hâdiselere tamamen Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) tasarrufunda, esmâ ve sıfatlarının cilvelerinden ibaret bir bostan nazarıyla bakar, baktığımız her çiçekte, çiçek üzerinde her şebnemde, O’na ait güzellikleri seyrederiz. Mevlâna, biraz da, başkalarına pek açık olmayan bir ifadeyle bu hususu şöyle anlatır:
Evliyânın ayağına zincir, beyinlerine pranga vuran şey, onları Hakk’a (celle celâluhu) dilbeste eden, bağlayan ve onları derdest eden husus, Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) bostanında gezip dolaşan ay yüzlülerin akislerinden ibarettir…