İşte, onlar tarafından kurulan bu muhteşem ve şanlı devletin her devirde dünya muvazenesinde bir ağırlığı vardı. Herkes ona bakıyor ve kendisini ona göre ayarlıyordu. Evet, böylesine Hak yolunda tehâlük gösterme, O’nun dışında her şeyi hakir görme, Allah’ı daima birinci plânda mütalâa etme ve bu yüce dava, yüce mefkûrenin delisi olma sayesinde Cenâb-ı Hak sınırlarımızı daima korudu, biz de aziz olarak yaşadık. Bu ruhu kaybedince de bizi dört bir taraftan sardılar ve âheste âheste çürütüp, ruhumuzu aldılar.
Evet, biz evvelâ ruh planında, sonra haysiyet ve şeref planında, daha sonra da madde plânında öldük. Şimdi de süper güçlerin ağzına bakıyor ve desteklerini bekliyoruz. Hatta onlara karşı borçlarımızı erteletmeyi, biraz geciktirmede muvaffak olmayı çok büyük başarı sayıyoruz.
Eğer bu millet, tekrar eski ihtişamına kavuşmak istiyorsa, onu mazide haşmetli kılan faktörleri, hem de hiçbirini ihmal etmeden hepsini yerine getirmelidir. Zira “İnsan için ancak çalıştığı vardır. Ve o, çalışmasının neticesini muhakkak görecektir.”7
1Buhârî, şehâdât 9, fezâilü ashâb 1, rikak 7, eymân 27; Müslim, fezâilü’s-sahâbe 210-215.
2İbn Esîr, el-Kâmil fi’t-tarih 4/106.
3Ebû Dâvûd, edeb 152; İbn Mâce, dua 2; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/253.
4Bkz.: Tevbe sûresi, 9/100, 117; Haşir sûresi, 59/8.
5Hâkim, el-Müstedrek 4/468; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/335; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 2/38.
6Ebû Dâvûd, melâhim 5.
7Necm sûresi, 53/39-40.