İçeriğe geç

Hayber’e çıkılırken Hz. Ali’nin gözleri ağrıyordu. Allah Resûlü onu, bu mazereti sebebiyle Medine’de bırakmak istedi. Ama Hz. Ali buna razı olmadı. Ve “Beni kadın ve çocuklarla beraber mi bırakıyorsun yâ Resûlallah!” dedi. Nitekim daha sonra Hayber onun eliyle fethedildi.

Ve bir defasında da Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine’den ayrılırken kendi yerine Hatice Validemiz’in akrabası olan İbn Ümmi Mektum’u bırakmıştı. Demek ki ancak, böyleleri cihaddan geri kalabiliyordu. Gözleri görmüyordu, mazurdu. Hiçbir zaman cihada iştirak etmeyebilirdi, ama Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefatından sonra, kendisine “Senin gözlerin görmüyor, sen mazursun cihada gitmeyebilirsin.” diye karşı koyan olmamasını fırsat bilerek, dünyanın dört bir yanına cihada gidenlerle beraber o da yola çıktı.

Evet, İbn Ümmi Mektum bir fırsat yakalamıştı. Kadisiye’ye ordu giderken, çok yaşlı olmasına rağmen o da orduya iştirak edecekti. Rivayetlere göre o gün onu ordunun arka saflarında tutmak istemişlerdi de, bir yerde Sa’d b. Ebî Vakkas’ı (Ordunun kumandanını) yakalayıp şöyle dedi: “Muğire b. Şu’be benim Allah yolunda cihad etmeme mâni olmak istiyor. Eğer Allah yolunda bugün benim ölmeme mâni olursanız ben de sizin hepinizi Halife Ömer’e şikâyet ederim.”

Bakın şikâyet mevzuuna! “Allah yolunda ölüp kanımla yunmama, yıkanmama mâni olursanız sizi halifeye şikâyet ederim.” “Ne istiyorsun?” diye soruyorlar. “Gözüm görmüyor ama, ordunun önünde sancağı ben tutmak istiyorum.” cevabını veriyor. İşte Allah yolunda ölme mevzuunda hem de cinnet derecesinde kendini ölümlere atan insanlar!..

130