İçeriğe geç

Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), Kur’ân’ın pek çok âyetinde anlatılan iki yönü vardır. Mesela, Fetih sûresinin son âyetinde, “Hz. Muhammed, Allah’ın resûlüdür. O’nun beraberinde olanlar, küffara karşı alabildiğine şiddetli ve sert, alabildiğine kararlı; dostlarına karşı da tevazu kanatları yerlere kadar inmiş, mütevazidirler…” buyrulur. Mü’minlere karşı yüzü yerde, muannitlere karşı aziz ve çetin olmak, müslümanca bir duruşun ifadesidir. İşte bu iki durum da Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’de tam temessül etmiştir.

Sahabînin ifadesiyle Ashab-ı Kiram, savaşın kızıştığı anlarda Allah Resûlü’nün arkasına sığınırlardı.108 Yine mesela Huneyn’de, atını düşmana doğru mahmuzladığı ve Hz. Abbas’ın, O’nun atını tutmakta zorlandığı siyer kitaplarında anlatılır. Hatta bu sırada Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) gür bir sesle: “Ben, Allah’ın Resûlü’yüm, bunda yalan yoktur. Abdulmuttalib’in soyundanım, başka değil bunda yalan yoktur.” der.109 Kim bilir belki de soyu O’na yakışır şekilde dünyaya gelmişti/getirilmişti…

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in bu celâdetinin yanında bir de halkın içinde halktan biri olma yönü ve tevazuu vardı. Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ)’nın anlattığına göre, Mekke fethedildiği gün O (sallallâhu aleyhi ve sellem), yerin göbeği olan Kâbetullah’a girerken bineğinin üzerinde tevazu içinde o kadar iki büklüm olmuştu ki, alnı eyerin kaşına değiyordu.110 Bir başka sahabi ise konuyla alakalı müşahedesini şöyle anlatır: “Allah Resûlü diz çökmüş yemek yiyordu. O’nun bu hâlini gören bir bedevî: “Tıpkı köle gibi yemek yiyor” deyince, Efendimiz, “Evet, ben Allah’ın bendesiyim” buyurmuştu.111 Bu, Efendimiz’in birbirine zıt gibi görünen iki yönünün ifadesidir.

152