Âyet-i kerimedeki, “Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı.” ifadesi, Allah’ın âyât-ı tekviniyesine göredir ve “tekvin” sıfatının gereğidir. Ancak meşiet-i ilâhiye böyle dilememiştir. Bunun yerine insanlara emirde ve teklifte bulunmuş, onlardan iradelerinin hakkını vermelerini istemiştir. Ne var ki, insanlardan bazısı bunu kabul etti, bazısı etmedi. Bazı insanlar kabul ettiklerini doğru tatbik etti, bazıları etmedi. Doğru tatbik edenlerin kimisi bir müddet sonra inhiraf etti, kimisi etmedi. Böylece onlar kendi iradeleriyle başlarına ya gaile açtılar ya da Cennet’e giden yolu buldular. Demek ki şeriat-ı fıtriyede mutlak mânâda cebrîlik söz konusu değildir. Allah (celle celâluhu), en büyük nimetlerden birisi olarak insana hürriyet ve irade bahşetmiştir. Bunu, Allah’ın dinini güzel anlama istikametinde kullanan bir insan saadet-i dâreyne (dünya ve ahiret mutluluğuna) ulaşır.