Bu arada -ehemmiyetine binaen- bir hususa dikkatinizi istirham edeceğim: Batı anlayışına göre gerçek bir medeniyetin tekniği, teknolojisi, sanayisi, sosyal ve psikolojik bütün yönleriyle insanlığa mal olabilmesi için üç-dört nesil lâzımdır. Bu üç-dört nesil vazifesini eda etmedikten sonra beşer, gerek şahsî ve içtimaî hayatı gerekse teknik ve sanayisiyle kendini gösteremeyecektir. Bu hakikate bütün insanlık tarihi şahittir. Meselâ Roma tarihini sarsan komünital sistemin kurucularından Kral IV. Agis’in (M.Ö. 241) ortaya attığı fikirler Yunan ve Roma medeniyetlerinde ancak iki-üç asır sonra gerçekleştirilmiştir. Martin Luther gibi kimselerin başlattığı ve Fransız ihtilalinin en önemli sebeplerinden biri olan halk hareketi, ancak birkaç asır sonra tatbik edilir hâle gelmiştir. Bütün bu gerçekleri bilen Batılı, itiraf ve takdir hisleriyle diyor ki: Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) işi sıfırdan başlattı. Üç-dört asırda ancak yapılabilecek şeyleri yirmi üç senede gerçekleştirdi. Taklit devresini atlatıp uyum devresine geçti; uyum devresini atlattıktan sonra da cemiyette tam olarak müstakil ve şahsiyetli fertlerin hâkim olduğu bir sistem tesis etti.
İnsanî değerler adına çukurun en dibine düşen günümüz insanı, ümidini yitirmeden, Hazreti Muhammed’e (aleyhissalâtü vesselâm), onun, insanlığı sukûttan kurtaran prensiplerine ve -hadisin ifadesi ile– “Bir ucu Allah’ın elinde olan”215 ipin beriki ucuna sımsıkı sarılabilirse –Allah’ın tevfik ve inayetiyle- düştüğü yerden bir hamlede çıkacaktır. Yine merhum Âkif’in ifade ettiği gibi,