İçeriğe geç

Bugün de aynı şeylerin O’nun düsturları ve prensipleriyle olması her zaman mukadderdir. Bunun icmalî mânâsı bu; kısa tafsili de şudur: Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm), insanları ferden ferdâ nar-ı beyzâ hâline getirebilecek bir metotla hareket ediyor, şahıslar ve ailelerle meşgul oluyor, heptenci fertler yetiştiriyor ve “namaz kılmayan, oruç tutmayan, davamızın içinde görünse dahi kıblemize dönmeyen bizden değildir” diyordu.216 İşte bu mânâda o dinin en küçük âdâbından, Allah’ın (celle celâluhu) önem atfettiği en büyük farz ve şeâirine kadar İslâm adına her şeyi harfiyen ele alma ve yaşama heptenciliği ile hareket ediyordu.

Evet, Resûl-i Ekrem’i (aleyhissalâtü vesselâm) Rehber-i Ekmel olarak tanımayan ve O’nun ortaya koyduğu prensiplere eskimiş kanunlar nazarıyla bakan bizden değildir. Böyle birinin çare adına getireceği her şey, bu milleti batırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Enstitülerimizde, İmam Hatip Liselerimizde, varsa kurslarımızda ve sair ilim-irfan müesseselerimizde bu heptencilik hâkim olmazsa, imanı zayıf, davranışları laubali ve sürekli his ve hevesâtını yaşayan insanların, din ve diyanete hizmetten daha çok zararları olacaktır. Bu hayırlı müesseseleri kuranlar, böylelerinin açtıkları uçurumları görecek ve yaptıklarına pişman olacaklardır. Ama biz, rahmet-i ilâhiyeden ümit edip sonsuz rahmetine sığınarak dileyelim ve dilenelim ki, buraya kadar bizi getiren Mevlâ-yı Müteâl, şu âciz kullarını bundan öte başıboş ve avare bırakmasın, ihsan ve lütfuyla elimizden tutsun, bizi kâmil mü’minler olmakla şereflendirsin!

213 Bkz. Ankebût sûresi, 29/14-15.

214 Enbiyâ sûresi, 21/107.

215 Bkz. İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 6/125; İbn Hibbân, es-Sahîh 1/329.

216 Bkz. Buhârî, salât 28; Tirmizî, îmân 2; Nesâî, îmân 9.

297