İçeriğe geç

Hazreti Ali’den de o dönemde meydana gelen hâdiselerin üzerine böyle birden gitmesi isteniyordu. Ancak o, meselelerin üzerine birden bire gitmeyi tehlikeli buluyordu. Biz rivayetlerde şöyle bir bilginin yer aldığını görüyoruz: Hazreti Ali; Hazreti Âişe, Hazreti Zübeyr ve Hazreti Talha’nın “Kâtilleri bize teslim et!” ısrarlı istekleri karşısında, “Hazreti Osman’ı şehit eden kâtiller buraya getirilsin.” diye dört bir tarafa ilan ettirmişti. Bunun üzerine binlerce silahlı insan Hazreti Ali’nin kapısının önüne gelmiş ve “Hepimiz kâtiliz” demişlerdi.

Evet, bu sözün altında açıkça Hazreti Ali’ye karşı bir tehdit vardı. Hazreti Ali’nin kendi adına bu tehditlere karşı asla bir endişesi yoktu. Ancak Peygamber köyünde dökülen bu kan artık durmayıp akıp gidecekti. Bu itibarla Hazreti Ali, fitnenin üzerine kendi yolunca yürüdü ve bunu bastırmaya çalıştı. Allah’ın tevfikiyle muvaffak da oldu ama konunun sıcaklığı, Hazreti Muaviye ve Hazreti Âişe’nin meseleyi o anda anlamasına mani oldu. Onlar, Hazreti Ali’nin başında nasıl bir gaile olduğunu bilmiyorlar ve kâtillere kısas uygulanması gerektiği üzerinde ısrar ediyorlardı. Bir süre sonra Hazreti Âişe, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), gelecekle ilgili kendisi hakkında verdiği bir haberi hatırlayarak hatalı bir yolda olduğunu anladı. Hazreti Talha ve Zübeyr de işlerin vardığı noktadan rahatsızlık duyarak pişmanlıkla kılıçlarını kınına koydular. Ne var ki hadiseler tam sükûnet bulup yatışacağı anda bir kısım fitnecilerin gayretiyle Hz. Âişe’nin bindiği devenin etrafında mesele tekrar alevlendi. Netice olarak başta Hz. Talha ve Zübeyir olmak üzere pek çok insan öldü.

284