İçeriğe geç

Kâinatta her şeyin Allah’a (celle celâluhu) dayanması, Zât’ında bir olan Allah’ın, ulûhiyet ve rubûbiyetinde de bir olduğu ve bizim bildiğimiz her türlü keyfiyetten münezzeh olduğu mânâsına gelir. Cenâb-ı Hak, Zât’ında bir olduğu gibi icraatında da ortağa ve yardımcıya ihtiyacı yoktur, her şeyi kendisi yapar. Yardımcı ve vezîr gibi görünen şeylerin, O’nun muhteşem icraatını alkışlamaktan başka bir vazifeleri söz konusu değildir. Binaenaleyh kâinatta, mevcudatın meydana gelmesini izah adına sebepler silsilesini uzatmak mümkün değildir zira her şeyin evvelinde Allah (celle celâluhu) vardır. Bütün mevcudat, varlıkları ve yaratılışları itibariyle “Evvel” ismine dayanmaktadır. Varlıkların bu şekilde devam edip gitmesi, gelen her şeyin solup kaybolması, ispat-ı vücut eden her şeyin yıkılması, parlayan her şeyin sönmesi, arkasından gelen her yeni şeyin yine hayatdâr olması ve gelen her şeyin O’nun cilvelerini gösteriyor olması keyfiyeti bize gösteriyor ki, bunları veren Zât, ezelî olduğu gibi aynı zamanda ebedîdir. İşte böylece “Evvel” ve “Âhir” yan yana gelmiş olur.

36