Bizim, sebepler dairesi içinde derinlemesine bir tefekkür ve araştırma ile bulup gördüğümüz bu isimlerin her biri aynı zamanda bir “arş”ta hükümfermadır. Meselâ eşyanın zâhiri, bir yönüyle ism-i Zâhir’in arşıdır. Hayat âleminde atmosfer, hava veya su; nizam âleminde toprak; başka bir âlemde unsurlar, atomlar ve elementler bir bakıma ism-i Zâhir’in arşıdır. Fakat bu, tek başına Arş-ı Âzam demek değildir. Mevcudatın iç yüzündeki plânlar, kaderî programlar da ism-i Bâtın’ın arşıdır. Her şeyin başlangıcının O’ndan olması, ism-i Evvel’in arşıdır. Su kabarcıklarında Güneş’in şualarının temaşa edilip kabarcıklar kayboldukça Güneş’in varlığının devam etmesi gibi, her şeyin fenâ ve zevalinin O’nun bekasına delil olması, Lâ Yezâl ve Lem Yezel’in arşıdır. Bunların hiçbiri Arş-ı Âzam değildir. Arş-ı Âzam, bütün isimleri kendilerine irca ettiğimiz bu dört ismin (Zâhir, Bâtın, Evvel, Âhir) halîtasıyla alâkalı idrâki mümkün olmayan bir mevcud-u meçhuldür.
Meseleyi biraz daha açacak olursak, Kur’an-ı Kerim, Kitab-ı Âzam’dır. Bir de bu Kitab-ı Âzam’dan istinsah edilen, sizin aranızda bulunan çeşit çeşit kitaplar vardır. Bu kitaplar teker teker o büyük kitaptan istinsah edilmiştir ve her biri bu kitabın bir parçasını gösterir. Siz, bu küçük kitapları bir araya getirir, hepsini birleştirir ve terkibi hakkında bir kanaate sahip olursunuz. Ancak o zaman bu büyük kitabı anlamış olursunuz. İşte bunun gibi, hava arşı, toprak arşı ve su arşı gibi arşlar da esasen Arş-ı Âzam’ın akis ve istinsahlarından ibarettir. Arş-ı Âzam’daki plân ve program buralarda tatbik edilmektedir.