Bazen bir kısım meziyetlerinden dolayı halk tarafından makam-mansıp verilmiş, ancak kendisini aşamamış, hazm-ı nefs edememiş kimseler hüsnüzannın verdiği makamlara dilbeste olabilirler. Onlar, gerçekten sırtlarına giydirilen urbanın kendilerine ait olduğunu zannederler. Bu tip kimseler –hafizanallah– kayıp gidebilirler. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Kim tevazu gösterirse Allah onu yüceltir.”100 buyurarak insanın terakkisi adına bir ölçü koymuştur. Bir kimse kendisini herkesten aşağı görüyorsa, yükselmeye namzet demektir. Üstad Hazretleri bu hakikati, “Ey enesi çifteli, kafası da kibirli! Şu mizanı bilmeli: Her adam için elbet cemiyet-i beşerde, içtimaî binada, görmek görünmek için şu mertebe denilen bir penceresi vardır. Eğer pencere kâmet-i himmetinden yüksekse, tekebbürle tetâvül edecek, uzanacak. Eğer pencere kâmet-i himmetinden alçaksa, tevazuyla tekavvüs edecek, eğilecek. Kâmillerde, büyüklük mikyasıdır küçüklük. Nâkıslarda, küçüklüğün mizanıdır büyüklük.”101 ifadeleriyle dile getirmektedir.
Az önce ifade ettiğimiz hadisin devamında ise Allah Resûlü, “Kim de kibirlenirse Allah onu yerin dibine batırır.” buyurmaktadır.102 Haddizatında hiç kimse kendi olarak büyük değildir. İnsan, başlangıcı itibariyle bir damla pis sudan yaratılmıştır. Sonu itibariyle ise içinde kurtların cirit attığı bir kemik yığınıdır. İnsan bu iki necaset arasında muvakkaten Cenâb-ı Hak’tan gelen tecellîlere mâkes olunca ahsen-i takvîm sırrına mazhar olmaktadır. Hadis-i şerifte geçen “tekebbür” ifadesi, sunî (kendini zorlayarak) büyük görünme demektir. Yani büyüklenen kişi zatında küçüktür. Şayet insanda bir büyüklük varsa o ancak Allah’a intisabın ve O’nunla irtibatın kuvveti ölçüsünde olur. Nitekim bir âyette, اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ “Allah’ın ikram ve ihsanına en çok mazhar olanınız, Allah indinde en çok takvalı olanınızdır.” buyrulmaktadır.103