İçeriğe geç

Tekebbür, –az önce de ifade ettiğimiz gibi– büyük olmadığı hâlde büyüklük taslama, diğer insanları hakir görme demektir. Bir insan sunîliğe girer de yapmacık büyüklüklere talip olursa –hadisteki ifadeyle– Allah onu yerin dibine batırır. Böyle bir insan, iman sahibi olsa bile terakki edemez. Terakki edemediği gibi ötede de sürüm sürüm olur. Bu zaviyedendir ki kibir, küfrün sebeplerinden biri sayılmıştır. İçindeki büyüklük duygusunu atamayan bir insan, iman dairesi içinde değilse o daireye girme bahtiyarlığına eremez. Nitekim münafıkların lideri Abdullah İbn Übey İbn Selûl mü’min olamamıştı. O, Yahudilerle oturup-kalkan, Tevrat ve İncil’i bilen zeki bir insandı. Bütün bu özelliklerinden dolayı Medine’ye emir olmayı bekliyordu. Tam o esnada, ateş böceğine mukabil Hakiki Güneş, Medine-i Münevvere’de birdenbire doğunca yalancının mumu da sönüvermişti. İşte Abdullah İbn Übey’in hazmedememe problemi böyle başlamıştı. O, hayatının sonuna kadar da içindeki kibri yenemeyecek ve Allah Resûlü’ne karşı içten içe hep düşmanlık besleyecekti. Kibirli insan, belli bir zirveye ulaşsa bile orada kalması düşünülemez, zamanla baş aşağı gider.

148