Meselenin bir diğer yönü de şudur: İnsan çok defa, içinde bu duyguları harekete geçirici sebepler karşısında hakikaten canlanır, heyecanlanır ve tamamen duygu hâline gelir. Fakat o havayı ve o sebepleri kaybedince de hiçbir şey olmamış zanneder. Yağmur yağınca yer kabarır, birdenbire yeşillenir. Bir miktar kesilince kurur ve hiç yağmur yağmamış gibi olur. Kur’an-ı Kerim bunu, “Sanki daha dün o şen manzara orada hiç olmamış gibi olur.” ifadeleriyle anlatır.62
İsterseniz bir örnekle bu meseleyi daha da müşahhaslaştıralım: Hanzala İbn Rebî (radıyallâhu anh), Müslümanlığı derince duyan sahabîlerden biriydi. Huzur-u Risalet-penahi’den ayrıldıktan sonra, oradaki duygu ve düşüncelerini muhafaza edememesi veya dünya işleri ile meşgul olurken uhreviliği derince duyamaması onu tedirgin ediyordu. İşte bu büyük sahabî bu tedirginliğinden ya da düşünce ve duygularındaki bazı farklılaşmalardan ötürü, “Acaba ben münafık mıyım?” endişesiyle soluğu Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) yanında alır ve ona dert yanar. Dostunun derdini dinleyen Hazreti Sıddık, kendi durumunun da buna benzediğini ifade eder ve iki sahabî birlikte, hâllerini beyan etmek üzere Allah Resûlü’ne giderler.
Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hazreti Hanzala’nın (radıyallâhu anh), نَافَقَ حَنْظَلَةُ “Hanzala münafık oldu!” beyanıyla başlayan hâlini dinledikten sonra şöyle buyurur: “Eğer benim huzurumda bulunduğunuz zamanki ruh hâletini dışarıda da muhafaza edebilseydiniz, melekler sokaklarda sizinle musafaha ederdi.” der. Ardından da, “Bazen öyle, bazen böyle ey Hanzala.”63 diyerek iki büyük hakikati anlatır:
Birincisi; beşer, beşerî özelliklerinin gereği, hep aynı çizgide olamayacak; bazen lâhut âleminin derinliklerine yelken açacak, bazen de nâsut âleminin dikenli yollarında dolaşıp duracaktır. Binaenaleyh bu hâl, beşer fıtratının muktezasıdır ve nifak değildir.