Allah Resûlü, sofrada bağdaş kurup otururlar, köle ve hizmetçilerle beraber yemek yerlerdi. O’nu daha önce görmemiş olanlar, ashabıyla otururken diğerlerinden ayırt edemezlerdi. O kadar ki, Kuba’da Efendimiz’le Hz. Ebû Bekir yanyana oturmuşlardı da, gelen bazı kimseler peygamber diye Hz. Ebû Bekir’e tazim etmişlerdi. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir, böyle bir yanlışlığa meydan vermemek için eline aldığı bir şeyi yelpaze yapmış ve Efendimiz’in başında sallamaya başlamıştı.122
Biz ise çok defa Cenâb-ı Hakk’ın kereminden lütfettiği bazı şeyleri, kendi meziyetimizmiş gibi firavunlukla sahiplenme yolunu seçebiliyoruz. Burada alçak gönüllü olan, tevazu kanatlarını yerlere kadar indirenler orada kuşlar gibi kanat çırpıp pervaz ederek cennetlere uçacaklardır. Burada bir kısım kimseleri hor ve hakir görenler, meclislerde sözü başkalarına vermeyenler ve başkalarına hakk-ı hayat tanımayanlar, orada çok rahatsız ve derbeder olacaklardır. Allah muhafaza buyursun!
Tevazu ve tekebbürle alakalı bir tabir daha vardır: Ucb. Ucb, insanın kendini, amelini beğenme manasınadır. Çok defa insan meseleye aksinden bakabilir. Bazen olur ki, kişi, hayatında çok büyük günah işlememiş, hep hasenat yapmıştır. Böyle biri amelini beğenme bataklığına düşebilir. Allah korusun, amelini beğenme, insanı baş aşağı götürür. Allah’ın kimsenin ameline ihtiyacı yoktur ve asla ucbu sevmez.