Bu hususu tenvir için değişik bir örnek olarak Enbiyâ Sûresi’ndeki أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُۤوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَۤاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ “O inkâr edenler bakıp görmezler mi, gökler ve yer bitişik bir bütündü de biz onları birbirinden ayırdık, (sonra da) hayat sahibi her şeyi sudan yaratıp var ettik. (Buna rağmen) onlar hâlâ inanmayacaklar mı?!” (Enbiyâ sûresi, 21/30) âyetini de gösterebiliriz. Evet, bu âyet-i kerime; Güneş sistemi, yerküre, hatta bütün gök cisimleri bulutumsu (nebula) ve bir arada iken her semavî cismin ve tabi bu arada küre-i arzın da o kütleden ayrılarak, ayrılıp belli safhalardan geçirilerek hâlihazırdaki durumu aldıklarını, hemen her devrin insanının anlayabileceği bir üslupla anlatmakta ve konunun detaylarını geleceğin araştırmacılarına bırakmaktadır.
İsterseniz konuyu daha küçük ayrıntılarıyla biraz daha açalım:
Evvela, Kur’ân-ı Mübin أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُۤوا “O kâfirler bakıp görmezler mi?!” hitabıyla şu hususları işaretlemektedir: Bütün semavî cisimler ve bu arada yerkürenin, bulutumsu bir şekilde yapışık ve bitişikken fevkalâde bir nizam ve intizam içinde hâlihazırdaki harika keyfiyeti aldığının anlatılması o kadar açık bir mucizedir ki bunları görmeyen kör, görüp de itiraf etmeyen nankördür.
Sâniyen, yerkürenin de o bulutumsu kütleden ayrılarak, Ay, Güneş ve diğer gezegenler gibi bir gök cismi olduğu vurgulanmaktadır ki, son tecrübelerin ve araştırmaların gösterdiği de bundan başka değildir.