Müfredat mânâsı (20. âyet)
Müfredat mânâsı itibarıyla kelimelerin hususiyetlerine gelince:
يَكَادُ nahiv ifadesiyle ef’âl-i mukârabeden bir fiildir. Genel olarak da haberini أَنْ’siz muzâri olarak alır. Ancak az da olsa bunun aksine أَنْ ile aldığı olur.
Mesela, Mülk Sûresi’nde geçen تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ (Mülk sûresi, 67/8) ifadesinde, haberi olan تَمَيَّزُ fiili, başına أَنْ almaksızın gelmiştir. Mânâsı “Cehennem neredeyse şiddetinden çatlayacak gibi.”dir. كَادَ yardımcı fiil olarak kendinden sonra gelen fiilin vukûunun yakın olduğunu bildirip “hemen hemen, nerdeyse..” gibi mânâlara gelir. Dolayısıyla –Nahivciler arasında ihtilaf edilen bir yanı olmakla birlikte– bu fiil müsbet kullanıldığında, yardımcı olduğu fiilin mânâsı menfi, menfi kullanıldığında ise müsbet çıkar. Mesela تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظ “Neredeyse şiddetinden çatlayacak.” âyetinde كَادَ müspet olduğu için ana fiilin mânâsı menfidir, yani –çatlamaya yaklaşmış olmasına rağmen– “çatlamadı” demektir. فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ “(Sığırı) boğazladılar. Ancak neredeyse bunu yapmayacaklardı.” (Bakara sûresi, 2/71) âyetinde ise, كَادَ menfi olduğu için ana fiilin mânâsı müspettir; yani “neredeyse yapmayacaklardı” ifadesi, öncesinde de belirtildiği gibi bunu yaptıklarını anlatır. Bunlar كَادَ fiiline ait hususiyetlerdir.
الْبَرْقُ: Berk’in “çakan, parlayan, gözleri kamaştıran ve çakmasıyla zevali bir anda olup biten şimşek” mânâsına geldiğini daha önce görmüştük.