İçeriğe geç
32. Bölüm

Seçilen kelimelerdeki dil incelikleri (18. âyet)

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ “Sağır, dilsiz ve kördür onlar. Onun için dönmezler.” âyetinde geçen kelimelerin inceliklerine gelince:

Evvela insanlar, misal içinde de müşahede ettiğimiz gibi, kendilerini böyle olumsuzluklar içinde görünce, yani ıpıssız bir çölde, kimsesiz, garip, tek başına, vahşi hayvanların dehşet verici sesleri ve tabiatın bir mânâda ürpertici manzarası karşısında etrafında neler olup bittiğini iyice anlayabilmek için önce kulak kabartırlar. Ne var ki kulakları o sesleri seçememekte, hiçbir şey duyamamaktadırlar. Çünkü صُمٌّ “sağırdırlar”. Ayrıca çöldeki o vahşete ayrı bir vahşet katan, etraflarında olup biten şeyleri duyamayışları, iç içe ürpertiler yaşayışları canlarını gırtlaklarına getirir de, bir ızdırar hâliyle o vahşet-âlûd durumlarını etraflarına duyurmak ve başkalarından yardım istemek için kendilerini sıkar ve “Yardıma gelen yok mu?” diye bağırmak isterler. Ne var ki, bağırmaya teşebbüs ettiklerinde bakarlar ki dilleri de tutulmuş. Evet, onlar بُكْمٌ “dilsizdirler”. Ne ses duyarlar ki onunla ünsiyet etsinler ne seslerini duyurabilirler ki bir enîsin gelmesine vesile olsun. Son çare olarak bu korku ve vahşet veren karanlıklar içinde etraflarını bir kere daha süzmeye dururlar. Heyhat, o gayretleri de boşunadır; hiçbir şey göremezler; zira onlar عُمْيٌ “kördürler”. Son bir gayret bu vahşet-âlûd durumu derk edip fıtrat-ı selimeye dönmek için çırpınırlar ama, فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ “Onlar dönemezler.” Dönemezler, çünkü istidatları körelmiştir. Ve bu Cehennem’e benzeyen hâlete kendileri sebep oldukları için onun içinden çıkamazlar; çıkamaz ve çırpındıkça batarlar.

368