İçeriğe geç
30. Bölüm

Seçilen kelimelerdeki dil incelikleri (17. âyet)

مَثَلُ kelimesi esasen henüz hangi mesel olduğu belli olmadığından bir garabet arz etmektedir. Vâkıa الَّذِي kelimesi buna omuz vermiş ve bu garabeti ifade etmektedir.

كَمَثَلِ’deki teşbih de yine bu garabeti ifade etmektedir ki “Künhü nâkâbil-i idrâk bu meselenin semt-i garabetini teşbihlerle aşabilirseniz aşınız.” der gibidir.

Bunlar aynı zamanda cezâlet-i Kur’âniye açısından omuz omuza vermiş tecâvüb ve tesânüd içindeki kelimelerdir. Ama biz o hususu değil, kuyûdun fevâidi diye de isimlendirebileceğimiz, tercih edilen kelimelerdeki dil inceliklerini arz etmeyi düşünüyoruz.

Evet, bu gürûhun durumu, “garip bir misal” olarak nazarlarımıza arz edilmektedir. Renk, desen ve şive itibarıyla hiçbir kalıba girmeyen, daima zikzak çizen, daima oynak ve hep ümitsizliğin ümidi takip etmesi, daima saadetin felâketle sonuçlanması gibi garabet arz eden bir durumun mevcudiyeti söz konusu onlar için.

الَّذِي kelimesi, bazı nahivcilere göre مَنْ, مَا gibi lafzı, müfred fakat mânâsı cemi’dir. Bu itibarla da ondan sonra lafzına râci müfred bir kelime de gelebilir, mânâsına râci cemi’ de. Mesela وَخُضْتُمْ كَالَّذِي خَاضُۤوا “Siz daldınız, tıpkı dalanlar gibi.” (Tevbe sûresi, 9/69) âyetinde الَّذِي müfreddir, ama sılası cemi’ sigasıyla خَاضُۤوا gelmiştir. Vâkıa, başka nahivciler الَّذِي sadece müfred içindir, cemi’ için الَّذِينَ kullanılır demişlerdir.

Burada الَّذِي kelimesinin seçilmesinde diğer bir nükte ise şudur: Münafıklar o tereddüt ve şaşkınlıkları içinde hep yalnız ve tek başlarına idiler. Yani onlardan her bir fert, bir keşmekeşlik ve panik havası içinde sadece kendini düşünüyordu. Sağlam bir heyet-i içtimaiye teşkil edemediklerinden dolayı hemen her fert kendi mukadder akıbetinin helecan ve heyecanını yaşıyordu.

358