İçeriğe geç
4. Bölüm

Neslin Beklediği Kurtarıcı El

Neslimiz, en bunalımlı bir devreyi yaşamaktadır. Asırlarca devam edegelen terk edilmişlik, iç içe musibetler hâlinde onun devrinde meyve verdi. O, bu Kafdağı’ndan ağır yükün altına itilirken, anadan babadan; yurttan yuvadan; mürebbîden ve çevreden alıp dağarcığına koyacağı herhangi bir azığı olmadan itildi. Hem de kalbi gıdasız ve dizi dermansız olarak…

Evet, bu nesil, asrıyla zifaf olmaya hazırlanırken, bütün değerleriyle beraber çoktan maddenin ağır baskısı altında ezilmiş ve tükenmiş bulunuyordu. Kendisinde ne bir iç derinlik, ne de duygu ve düşünce duruluğuna delalet eder hiçbir şey kalmamıştı. Nasıl kalır ki, bir kısım aydınlarımızca bin yıllık tecrübe, bin yıllık hars, kumara verilircesine saçılıp savrulmuş ve bunların yerine, yirmi devletten alınan ve herhangi bir tasfiyeye tâbi tutulmayan Sanskritçe gibi bir kültür yerleştirilmek isteniyordu.

Bundan daha acısı da, sefil ve kaba bir zevk vaadiyle gelen bu yeni şekillenmeye, cemiyete yön verecek olan bütün “aydın”ımızın çarçabuk intibak etmesiydi. Doğrusu, bir ibrişim asaleti ve bir gergef soyluluğuyla, asırlarca bayraklaştırıp, başımızda taşıdığımız bütün değerlerimizi bırakıp, bin yamalı bir bohçaya sancak diye selam durmak; “entelijansiya”mızın anlaşılması zor taraflarından biridir…

Günümüzün nesli, her biri başlı başına bir garabet olan hâdiseler cümbüşü içinde, kendi “çağıyla” münasebete geçti. Önünde, yolunu ve yönünü değiştirmiş şaşkın bir topluluk; omzunda asırların birikimi büyük ihmal ve vebal ve bütün bunlara mukabil acısız-sancısız bir doğumla meydana gelen anomali dinamik güç… Zavallı nesil, kimi dinleyip, kime uyacağını kestiremedi. Nasıl kestirsin ki, o gözünü dünyaya açtığı zaman, kendinden ve kendi dünyasından kaçanlardan başka kimseyi görmedi.

12