İçeriğe geç
36. Bölüm

Zafer

Büyük himmetlerin, yüce gayretlerin tomurcuklaşma-sıdır zafer. Emeğin, cehdin, ızdırap ve sancının petekleştiği noktadır zafer.

Zafer, canlılar âleminde, hususiyle insanlar arasında en tatlı ümniye, en câzip rüya olarak, daima arzu edilen ve asla vaslına doyulmayan bir Leyla’dır. Beşer, var olduğu günden beri, bin bir yılankavilerle zirvelere tırmanarak onu aramış ve türkülerinde hep onu hecelemiştir.

Kim bilir, belki de bu hususlar, her varlık için “söz konusu”dur!

Evet, şayet insan, kulak kesilip varlığın sinesindeki sessiz mûsıkîyi dinlese, her şeyin nabzının “zafer!” diye attığını duyacaktır. Zira, umum kâinatlar sırlı bir şevkle; canlılar kendi insiyakları ölçüsünde; insanlar da kendi iradeleriyle hep zafere tırmanmaktadırlar.

Zafer için horozlar birbirlerinin ibiklerini al kan içinde bırakırlar. Onun için koçlar, boynuz boynuza gelir, vuruşurlar. Onun için mandalar birbirlerini kovalayıp durur; onun için kedi, köpek birbirine diş gösterir ve homurdanır…

Bu uğurda hoş olmayan şeyler de cereyan eder; ama, eşyanın tabiatı bu! Her nev’i, kendi zaferi ve kendi hâkimiyeti için kavga verir. Her sınıf, üstün geldiği ve yaygınlaştığı nispette övünür ve mutluluk hisseder.

İnsanoğlu da öyledir; o da zaferlerle coşar, zaferlerle neşelenir; içinden zafer duygusu silinince de, bir ağaç gibi kurur ve ölür.

Ağaç, canlı kaldığı sürece meyve verir; insan ise, zafer meyveleriyle canlılığını sürdürür. Zafer duygu ve düşüncesinden mahrum bırakılınca da, hemen pörsür ve söner. Çiçekler, yapraklar, yüce ağaçların tepelerinde ne ise, zafer takları da insanoğlu için aynı şeydir. Çiçeksiz ağaç metruk ve garip, zafersiz insan da bahtsızdır.

Tulû, Güneş’in zaferi; ona bağrını açıp Mevlevî gibi dönme, yerin; menzilden menzile koşarak, her ay bir kere Bedir olma da Ay’ın…

139