Evet, yaşanan bu hayat, eğer sadece maddeden ibaret olup, insanın sadece bedenine ve cesedine hitap etseydi böyle bir hayatın bıkkınlık ve bezginlik doğuracağı muhakkaktı. Zira insan, bilerek/bilmeyerek hep yenilik ister. Her şeyden evvel, orijinalite, insanın asla vazgeçemediği bir zaafıdır. Mutluluğu, sırf lüks evlerde, villalarda, arabalarda, müdebdeb (gösterişli) sofra ve partilerde arayan ve bazen onu bir kadeh içki içinde gören bir düşüncenin, her an ayrı bir yenilik peşinde koşması ve kendini onunla tatmine çalışması, hiç de anormal değildir. Anormal olan, onun o yanlış hayat felsefesi ve hayat düşüncesidir.
Bu felsefeye göre ihtiyarlık, onun başına bir belâ ve hayattan zevk alamama, onun en korktuğu şeydir. Hastalıklar onun amansız düşmanı, ölüm ise, düşmanların en korkuncudur. İşte böyle biri için bütün bunları hiç düşünmemek veya unutmak nasıl mümkün olur diye o değişik yolları deneyip duracaktır.
Evet, hayat felsefesi böyle olan insanların yaşayacağı hayat da ona göre olacaktır. Unutmak ve hatırlamamak için, insan olduğunu düşünmeyecek, hatta onu hatırlamamaya çalışacak ve her gün ayrı bir yeniliğin peşine takılıp gidecektir. Farklı bir ifade ile, bu bir iç boşluğu meselesidir. Diğer fanteziler de en az bu hayat tarzı kadar mânâsız ve boştur. Boşlukta daima bir sallantı ve tehlike, dolu şeylerde ise bir âhenk ve oturmuşluk söz konusudur.