Validemiz Zeyneb binti Cahş, Hz. Ömer’in kendisine gönderdiği 12 bin dirhemi akraba ve yetimlere dağıttıktan sonra, “Allahım! Ömer’in atiyyesini bana bir daha gösterme, ruhumu kabzet!” şeklinde dua etmişti.6
Böyle insanların meydana getirdiği bir cemiyetin maliyesi asla açık vermez; iflas görmez. Evet, onlar fert olarak gayet sade ve müstağni yaşarken, devlet hazinesi ağzına kadar dolup taşıyordu.
Yoksa, bu cemiyetin yirmi sene gibi kısa bir zaman içinde en güçlü devletleri dahi dize getirecek bir askerî güce sahip olmasını izah etmek mümkün değildir.
Roma ve İran köklü birer devletti. İslâm zuhur ettiği zaman İran’ın mazisi bin seneyi çoktan geçmişti. O, oturmuş, istikrar kazanmış bir milletti. O sıralarda kuruluşlarının 2500. senesini kutluyorlardı. Hâlbuki kısa bir müddet sonra, beş-on senelik mazisiyle yeni bir devlet onları dize getiriyor ve yerle bir ediyordu.
Müslümanlar zengin idiler. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, beş-on yerde yedek at beslemek için yayla ve ahırları vardı. Sadece Medine civarında 4 bin civarında harbe iştirak etmeye hazır at bulunuyordu.7 Böyle bir harp gücünün buudlarını düşünebiliyor musunuz?
Bu gücün altında, maliyenin çarçur edilmemesi yatıyordu. Devlet ricali, “Fırsat bu fırsat!” deyip kendi çıkarlarına yatırım yapmıyorlardı. Hem iş sadece ferdin vicdanına bırakılmıyor, devlet kademesinde vazife yapan herkes mal beyannamesinde bulunuyor, herkes hesap vermeye hazır yaşıyor ve herkese hesap soruluyordu.
Halid b. Velid cihan çapında bir kumandandı. Allah (celle celâluhu), iki büyük imparatorluğu onun kılıcıyla dize getirmişti. Asker, başında Halid’i görmeyince bir yere hareket etmeyecek derecede ona bağlanmıştı.
Dipnotlar
- 6 İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe 6/127.
- 7 Şiblî Numânî, Hz. Ömer ve Devlet İdaresi 2/144-145.