Bu hadisler, aynı zamanda bize, Allah yolunda yapılan ibadet ü taat ve seyr u sülûkteki ferdî muvaffakiyetlerin, mutlak mânâda mükâfat ve karşılık göreceğini, ancak neticede bunların yine ferdiyet plânında kalıp, hiçbir zaman cemaat hâlinde eda edilme keyfiyetine ulaşamayacağı hakikatini öğretmektedir. Bu husus; namaz, oruç, hac vs. ibadetlerde olduğu gibi, iman ve Kur’ân yolunda yapılan gayretlerde de mevzuubahistir.
Ancak, devamlı olarak tek bir ferde, Allah’ın vaadettiği şeylere ulaşma teminatının olmadığının da mutlak olarak bilinmesi gerekir. İnsan, iman ve Kur’ân adına tek başına harikulade bir şeyler yapsa bile bu, daima ferdiyet plânında kalır. Fakat bir iş, duygu ve düşüncede aynı değerleri paylaşan bir topluluk hâlinde eda edildiği takdirde, iştirak-i âmâl-i uhreviye düsturundan hareketle, o insanların her bir ferdi bu amelden kazanılan sevaptan hissedar olur.
Hâsılı, asrımız kolektif şuur asrıdır ve ancak bu şuurla hareket edilerek Kafdağı’ndan ağır yükler kaldırılabilir.
Kur’ân ve Yorumu
Şimdiye kadar “İslâm’ın vaadettikleri”, “Kur’ân’ın vaadettikleri..” adı altında birçok eser yazılmış olmasına rağmen, onun gerçek mânâda temsili hususuna pek değinilmemiştir. Bütün bu çalışmaları takdir etmekle beraber, bizce en önemli olan husus, temsil ve fiilî anlatımdır. Yani onların çarşı-pazar emniyeti, sanat telâkkisi, gaye-i hayali, insanları kucaklayıcılığı.. adına vaadettiği şeylerin, bizzat yaşanarak ortaya konmasıdır. Zannediyorum Bediüzzaman Hazretlerinin, fikrinin en çok yoğunlaştığı ve merkezileştiği husus da işte budur. O, bir taraftan: “Ağzımız Kur’ân okurken, ahval ve etvarımızla onu yaşarsak, sair dinlerin salikleri, belki küre-i arzın bazı kıt’aları İslâmiyet’e dehalet edecektir.”16 buyururken, diğer taraftan da birer birer o düsturları hazmetmiş ve nur hüzmeleri olarak insanlığa sunmuştur.
Dipnotlar
- 16 Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.87 (İlk Hayatı).