Bu çerçevede şeytanların muvaffak olma ihtimaline gelince; yer yer Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde irtidat hâdiselerinin olduğu, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinde ise bu tür çalkantıların içtimaî bir buud kazandığı, Cemel ve Sıffin savaşlarının olduğu düşünülecek olursa, şeytanların kısmen başarılı olduğu söylenebilir. Demek ki, en sağlıklı bünyede bile bu türlü hâdiseler olabiliyor. Öyleyse günümüzde bünyesi kat’iyen sahabe bünyesi kadar sağlam olmayan bir toplumda, böylesi hâdiselerin vukuu gayet normal görülmelidir.
Şeriat-i Fıtriyenin Prensipleri
Şeriat-ı fıtriyenin kapılarından içeriye girmek ve koridorlarında yürümek için belli başlı prensipler vardır ve bu prensiplere harfiyen uyulması gerekir. Aksi takdirde insanın tökezleyip baş aşağı gelmesi kaçınılmazdır. İnsan, Allah’ın kâinat kitabında cereyan eden ahkâmını ve o ahkâmın işleyişini kollayarak şeriat-ı fıtriyenin koridorlarındaki girinti ve çıkıntılara çarpmamaya dikkat etmelidir. Bu da, o büyülü kitabı bütünüyle kavramaya bağlıdır.
Enbiya-i izam, Hakk’a giden yollara nur saçıp, o yolları ışıklarla donatmışlardır. Onlardan sonra gelen ışık insanlar ise, reflektörler gibi yürünecek şeritleri tayin ve tespit etmişlerdir. Evet onlar, öyle bir şehrah meydana getirmişlerdir ki, insanın takılıp yollarda kalması söz konusu değildir.
Bu açıdan şeriat-ı fıtriyenin prensiplerine anlaşılmaz şeyler denilemez. Yeter ki biz, Kur’ân’ın ruhunu ve o ruhun kâinat kitabından fışkırdığı şeklini, yani kâinatın Cenâb-ı Hakk’ın ilim pergeliyle çizdiği, kudret ve iradesiyle yazdığı bir kitap olduğunu, Kur’ân-ı Kerim’in de, Kelâm sıfatından geldiğini, bunların aynı hakikatin değişik yüzlerinden ibaret olduğunu ve bu iki kitap arasında menfezler bulup, geçişi kolaylaştıracak köprüler kurmanın mümkün olduğunu anlayalım…