İçeriğe geç

Fakat bütün bunların yanıbaşında, sanki elde ettiğin şeylerde senin müdahalen, mâlikiyetin varmış ve bir şeylere sahipmişsin gibi seni karşısına aldı; sana değer veren bir muvazene ve muadele içinde “Kulum senden kesb, Benden yaratma; senden Cennet yolunda olmak, Benden Cennet’e koymak; senden mâsiyetten kaçınma, Benden muvaffak kılmak.” dedi ve âdeta seninle bir mukavele yaptı. İşte biz إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ derken; Resûl-i Ekrem, nasıl miraçta Allah’a selâm verdi, selâm aldı, nasıl ümmeti için Allah’tan namaz hediyesini getirdi ve nasıl, sevabı olduğu gibi kalmakla beraber mükellefiyet hafifletildi; öyle de, إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ ’de aynı mukabele ve mukaveleyi bütün benliğimizle duyuyoruz ve başkalarından usanmış kalblerimiz aynı şeylerle dolup taşıyor.

f. İbadet ve Cemaat Şuuru

Bir diğer yönüyle إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ bize cemaat şuuru veriyor. Evet, biz إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ ile “Ben” demeyi bırakıyor “Biz” diyoruz. Bu sözü birimiz söylüyor, diğerlerimiz sükut ediyor. Namaz, bizim içtimaî hayatımızın, denge, düzen ve nizamının sembolüdür. Eğer biz, namazda bunu duyarsak cemaat hâlindeki yaşayışımızda, pırıl pırıl kendisini gösterir; “Biz”, kuru kalabalıktan ibaret bir cemaat değil; aksine ruh birliğiyle âhenk içinde muntazam bir cemaatiz.

168