İçeriğe geç

Abede, bir işi azim ve hırsla yapmaktır. Ubûdet, tevazu gösterme ve yüzü yerlere sürme demektir. Ubûdiyet ise, sistemli olarak, tanıdığı Mevlâ’sına karşı tâzimat ve tekrimatta bulunmanın adıdır. Ve ibadet de, hudû ve huşû içinde Mevlâ’nın istediği şekilde yapılan kulluktur. Yani sen, alabildiğine azimli, kararlı ve nazarını O’ndan başka bir şeye çevirmeme gayreti içinde yüzünü yerlere süreceksin. O’nun büyüklüğünü kabul, senin küçüklüğünü idrak şuuruyla; hem de gelişigüzel, sistemsiz değil; O’ndan aldığın bir sistem ve ölçü içinde, ciddî bir huşû ve hudû ile O’na karşı tekrim ve tâzimlerini arz edeceksin. Ben kulum, Sen Mevlâ’sın; ben köleyim, Sen Seyyid’sin; ben âfâkta gezen, dolaşan perişan bir varlığım, Sen ise “Bana ne zaman geleceksin?” diye bekleyen Mevlâ-i Müteâl’sin… İşte إِيَّاكَ نَعْبُدُ derken bütün bu mânâlar kasdolunmaktadır.

b. İbadet – Taat – Kurbet

İbadetin şeriat mânâsı; “Hâlis bir niyetle, sevap beklemek üzere, Allah’a yakın olmayı düşünerek yapılan taat.” demektir. İbadet dediğimiz zaman, hem taat hem de kurbet, yani Allah’a yaklaşma mânâsı bunun içinde düşünülür. Ama ibadet, taat, kurbet tamamen birbirinden başka mânâlara gelen kelimelerdir. Taat, niyet meselesi bahis mevzuu olmadan, şahıs gözetilmeden, sevap kasdıyla yapılan şeye denir. Kurbet ise, niyet olmasa dahi belli bir şahsa yaklaşmayı düşünerek ona karşı yapılan taattır.

151