İçeriğe geç

Saltanat, insanların saffetini alıp götürmüştür. Güç ve iktidarı elde eden niceleri manevi kıvamlarını kaybetmiştir. Kıvam korunamamışsa bazı şeyler biliyor olmak, belli bir müktesebata sahip bulunmak, yazıp çizmek gibi şeyler de insanlara kazanma kuşağında kayıplar yaşatabilir, sert esen rüzgârlar gibi insanları önüne katıp sürükleyebilir. Böyleleri, “Ben biliyorum.” der, kendi bilgi ve müktesebatlarına güvenirler. Hâlbuki Allah “ben” diyeni sevmez. Bir yerde iki tane “ben” olmaz. Allah’ın olduğu yerde başka bir benlikten bahsedilemez. Dolayısıyla bunlar ahsen-i takvime mazhar yaratıldıkları hâlde kendilerini bir darlık içine hapsetmiş ve öldürmüş olurlar.Asıl konumuza dönecek olursak, diri ve taze kalmak isteyen kişi sürekli kendini yenilemelidir. Maddi bünyemizin ayakta kalması bile kendi içinde yenilenmesine bağlıdır. Hücrelerimiz zamanla ölür, fakat yerine yenileri gelir. Vücudumuzda bir kırılma, yırtılma, yaralanma olduğunda bu durum kalıcı olmaz; kırılan kemik kaynar, açılan yara kapanır. Derimiz kabuk atar, dökülür ve yenilenir. Hepimiz hayatımızı böyle bir yenilenmeye borçluyuz. Kim bilir Cenab-ı Hak fiziki yapımızdaki değişimlerle, dönüşümlerle, yenilenmelerle manevi hayatımız hakkında bize bir ders, bir mesaj veriyordur.Yenilenmenin önemli vesilelerinden biri de her sohbeti, sohbet-i Cânân’a çevirebilmektir. Bir araya geldiğimizde vaktimizi dünyeviliklerle ve hatta uhrevilik şeklinde görülen dünyeviliklerle heba etmemeliyiz. Bilakis kalbî ve ruhi hayatımızı canlandıracak mevzular konuşmalı, iman hakikatlerini ders veren eserleri müzakere etmeliyiz. Şayet çözmeyi düşündüğümüz problemler varsa bunları Zât-ı Ulûhiyet’e yaklaşma istikametinde ortaya konulacak cehd ve gayretle halledebileceğimize inanmalıyız. Bunun dışında kalan her şeyi tali görmeliyiz. İsterse bu, bir ülkenin veya coğrafyanın topyekûn ihyası adına plan ve projeler yapmak olsun. Zira plan ve projeler yapsak da bu plan ve projeleri gerçekleştirme istikametinde gayret ortaya koysak da şayet manevi

156