Buna göre kaybetmek ve hüsran yaşamak istemeyen kişi tek başına halledebileceği meseleleri bile mutlaka başkalarıyla görüşmelidir.Şahsen en küçük meseleleri bile hep etrafımdaki üç beş insanla istişare etmeye çalışmışımdır. Bazen gece saat birde kafama bir problem takıldığında, o meseleyi burada görüşecek birini bulamazsam, Türkiye’den bazı arkadaşları arayarak, “Şöyle bir problem var. Bunun çözümü mevzuunda lütfen alternatif düşüncelerinizi paylaşın.” diyorum. Şimdiye kadar bu konuda hiçbir zarara uğramadım. Yanıldıksa hepimiz yanıldık. Yani yanılmayı paylaştık. Allah huzuruna gidince deriz ki “Ya Rabbi! Konuştuk, istişare ettik fakat isabet ettiremedik. Ne yapalım, demek ki bu işe hiçbirimizin aklı kâfi gelmiyormuş.”Bazı insanların bulundukları yer itibarıyla, “Burayı ben iyi bilirim.” diyebilecek tecrübe ve birikimleri olabilir. Fakat hadiselere mahruti (geniş bir perspektiften) ve bütüncül bir nazarla bakan insanların olabileceği de hiçbir zaman unutulmamalıdır. Bu konumdaki insanlar, sadece söz konusu hususa bakmakla kalmaz, onun başka yerlerle olan münasebetini de göz önünde bulundururlar. Ayrıca bazı kimselerin kendi bulundukları konumdan bakarak maslahat olarak gördükleri bazı uygulamalar, hakikatte maslahat olmayabilir. Kim bilir belki onlar, sadece maslahat görünümündeki maslahat-ı merdudedir. Yani bir insanın “Bana göre böyle” deyip de aldığı bir kararın, söylediği bir sözün makul olduğunu iddia etmesi, o şeyin makul olduğu manasına gelmez. Çünkü makulün “bana göre”si olmaz. Makul, ortak aklın kabul ettiği hakikat demektir. Hususiyle makul, Muhâsibî’nin ifadesiyle, Kur’ân aklının, mantığının kabul ettiği hakikattir. Bu yüzden bir insan, herhangi bir düşüncesinin makul olup olmadığını test etmek istiyorsa onu önce Kitap ve Sünnet’in kriterlerine göre değerlendirmelidir. Bunlar yapılmadığı takdirde insanın makul olarak gördüğü düşünceler, her zaman için nefis hesabına söylenmiş olabilir.