İçeriğe geç

bir ifade tarzıyla, Zât-ı Ulûhiyet’e ait olan ilahi isim ve sıfatları zılliyet planında üzerinde taşımayı gaye-i hayal edinen insan da çevresindekilere hep selamet vadetmeli, gönülden Allah’a inanmalı ve hâl diliyle etrafındakilere emniyet telkin etmeli, güven esintileri estirmelidir. Aynı zamanda hiç kimse ondan zarar ve ziyan geleceği endişe ve korkusu içinde olmamalıdır. Öyle ki insanlar en kıymetli varlıklarını rahatlıkla getirip ona teslim etmeli ve ardından hiçbir endişeye kapılmaksızın sırtlarını dönüp gidebilmelidir.

Sıdk ve emanetin enbiya-i izâmın sıfatları arasında yer alması meselenin ehemmiyetini göstermesi açısından önem arz etmektedir. Evet, Efendimiz’i (sallallahu aleyhi ve sellem) kemalât şahikalarına çıkaran doğrulukken Müseylimetü’l-Kezzab’ı aşağıların aşağısına atan da yalandır. Esasında küfür, inkârcıların Allah’a karşı söyledikleri büyük bir yalandır. Aynı zamanda o, kâinattaki Allah’a delalet eden bütün şahitleri yalanlamak, varlıktaki mükemmel nizam ve ahengi kavrayamamak, görmezden gelmek, kâinat ve Kur’ân arasındaki makuliyetin örtüşmesini de reddetmektir. Bu yönüyle o, öyle korkunç bir cinayettir ki böyle büyük bir cinayetin cezası cehennem olarak takdir edilmiştir. Buna karşılık iman ise insanı zirvelere çıkarmak suretiyle cennete ehil hâle getirir. Netice itibarıyla başta Hz. Ebû Bekir olmak üzere bütün sahabe-i kiramı yüce mertebelere çıkaran da imanı kazandıran bu doğruluk sıfatıdır.Peygamberlerin serfiraz oldukları diğer bir sıfat da emanettir. Onların her biri hayatları boyunca birer emniyet insanı olarak hareket etmiş ve başkalarında hep güven duygusu uyandırmışlardır. En Emin İnsan, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) hâl ve tavırlarıyla öyle bir güven telkin etmişti ki insanların bir yere giderken kızlarını ve hanımlarını emanet etmek istediklerinde akıllarından geçen ilk kişi olurdu. Zira onlar, Hz. Sâdık u Masdûk’un göz ucuyla bile emanetlerine ihanet etmeyeceklerinden emindiler. Aynı zamanda O, tam bir edep âbidesiydi. Hz.

70