İçeriğe geç

sağlam bir zemine, salih bir çevreye, duygu ve düşüncelerimizi rahatça yaşayabileceğimiz bir kültür ortamına ihtiyacımız vardır. Fakat bunun gerçekleşmesi çok da kolay değildir. Geniş dairede buna gücümüz yetmiyorsa dar dairede bunu sağlamalıyız.Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine-i Münevvere’ye teşrif buyurduğunda, yüksek firaset ve fetaneti ile böyle bir toplum yapısı oluşturmuştur. Medine’de yaşayan çok sayıda farklı anlayıştan düşmanın varlığına rağmen kısa sürede orada söz sahibi olmayı başarmıştır. Oysaki onlar, Müslümanların işini bitirmek için hücreler hâlinde çalışıyor ve arkalarından sürekli gizli işler çeviriyorlardı. Kuvve-i maneviyeyi kırmak için her yola başvuruyorlardı. Fırsatını buldukları anda Müslümanlara zarar vermekten geri durmuyor; Medine’de İslam’ın ışığını söndürmek ve bitirmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. Bütün bu olumsuzluklara rağmen İnsanlığın İftihar Tablosu, Allah’ın nusret ve inayetiyle, Medine’de öyle bir ortam oluşturdu ki pek çok problem zamanla çözüldü, bataklık yavaş yavaş kurudu, münafıklar da o salih ortamda eriyip gittiler.Bir toplumun yapısı, orada yaşayan insanların anlayışlarına göre şekillenir. Mesela insanların insani ve İslami değerlerle donandığı bir yeri sahiplenebiliriz. Böyle bir beldede gittiğimiz, gördüğümüz, uğradığımız her yer heyecanlarımıza heyecan katar. Ellili yıllarda İstanbul’a gittiğimde Beyazıt, Fatih, Süleymaniye, Yavuz Selim gibi selatin camilerini gezmiş, padişahların kabirlerini ziyaret etmiş ve bu tarihî mekânları o kadar çok sevmiştim ki sanki Medine’de dolaşıyormuş gibi bir duyguya kapılmıştım. Böyle bir atmosferi soluyan insan günaha alabildiğine kapalı olur.Evet, Müslümanlığın gürül gürül yaşandığı dönemde inşa edilen şehirler insanlara âdeta Medine neşvesi yaşatıyordu. Mimarisiyle, mabetleriyle, medreseleriyle, tekye ve zaviyeleriyle, temizlik ve güzelliği ile şehirler ‘bizim’di. Nereye uğrasanız ağzından inci mercan dökülen insanlarla karşılaşıyordunuz. “Allah”

131