İçeriğe geç

Yeryüzünde irşad, tebliğ, cihad ve dine hizmetten daha büyük bir vazife yoktur; olmuş olsaydı, Allah, seçip gönderdiği peygamberlerine o vazifeyi yüklerdi. İrşad, güneş gibi doğup insanlığı aydınlatma, Allah’ı tanıtma ve insanları saflaştırıp özlerine erdirme mânâ ve hususiyetiyle nebiler için en yüce pâye ve Allah indinde en nezih bir meslek ve vazifedir ve Hz. Âdem’den beri bu davete icabetle aynı vazifeye sahip çıkan herkes, bu noktada nebilere iştirak etmiş ve onlarla aynı sofrada oturmuş olur. Her iş, kendi çapı, ehemmiyeti ve ağırlığı nispetinde seviye sahibi insanlara gördürülür; işte i’lâ-yı kelimetullah, kendi üstünde bir vazife olmadığı içindir ki, öncelikle nebilerle temsil edilmiştir.

3. İrşad ve tebliğ şeâirdendir; yani, İslâm’ın emaresi, alâmeti ve nişanıdır

Nasıl bir subay, apoletindeki bir yıldız ve benzeri işaretlerle tanınır, öyle de ‘emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker’ de, tıpkı ezan, cemaat, hac ve emsali İslâmî şeâir gibi, müslümanın rütbesini ortaya koyan en mühim İslâmî emare ve işaretlerdendir. İçinde umuma ait hukukun bulunduğu bu tür vazifeler, mesuliyet açısından değilse de, sevap açısından şahsî farzlardan daha ilerdedir.

4. Bu vazifeyi terk edenler, zelil ve helâk olmuşlardır

Allah, bu vazifeyi terk edip, sefahet ve dalâlete saplanan milletleri zelil ve helâk etmiştir; ilâhî bir kanundur bu.6 İşte Bizans, Pompei ve işte Yunan ve Endülüs..! Sahih-i Müslim’de yer alan bir hadislerinde Efendimiz, “Bir kimse hayatında din-iman adına hiçbir gayret göstermeden ve mücahedede bulunmadan ölürse bir nifak şaibesi altında ölmüş gibidir.”7 buyurur. Şu veya bu şekilde maddî-mânevî yahut dünyevî bir zarar endişesiyle bu nebi vazifesini terk edenler, sineğin ısırmasından kaçıp yılanın ağzına girmiş sayılırlar.

196