Şimdilerde, cihad deyince vurup kırma ve etrafa korku salma anlaşılıyor.. ruh ve kalb hayatı, iç derinlik ve Allah’la münasebet kat’iyen düşünülmüyor. Benlik aşılamamış, gönül dünyası aydınlatılmamış ve ibadet ü taat aşkı ve günahlara karşı tiksinti duyma hissi uyarılamamışsa, namazlar aksatıldığı ve günahlara girildiği zaman yemeden içmeden iştiha kesilmiyorsa, yani içe doğru inme, erme, olgunlaşma ihmal edilmişse.. ve bu arada diyalektik, münazara, münakaşa, tenkit, başkalarını çürütme ve üstün gelme gibi şeylere takılıp kalınmışsa, o zaman bünyenin bir yanı felç, biz de aldanmışız demektir.
Diğer taraftan, sadece nefis terbiyesi, gönül lezzeti, zikir ve tesbih deyip, irşad adına gönülleri erdirme yolunda hiçbir gayret gösterilmiyor ve mistikçe bir bakış zaviyesiyle toplumdan uzaklaşılıp içtimaî müesseseler kaderine terk ediliyorsa, o zaman da bünyenin öbür yanı felç olmuş ve bütün bütün devre dışı kalmış sayılır…
Her sahada olduğu gibi, bu sahada da muvazeneyi Muvazene Sultanı’ndan öğrenmeli ve bu gayeyle Mekke ve Medine dönemleri çok iyi mütalâa edilip, çok iyi anlaşılmalıdır.
Evet, cihad çok şümullü ve çeşit çeşittir; birisini vasıtaya bindirip imana, ibadete ısındırmak için sohbete getirmekten, malla bu işi yapanlara destek olmaya kadar; Mehmetçiğe top, tüfek almaktan, talebeye burs vermeye kadar; üniversiteye hazırlık kurslarından mektepler açmaya kadar çok geniş dairede ve değişik usullerle gerçekleştirilebilir.. yani her hâlin gereğine göre ayrı bir cihad şekli vardır. Yerinde yazıyla, yerinde dille, yerinde arabayla, yerinde malla ve yerinde hâlle…