İçeriğe geç

Evet, âyette “Se-nürî” kelimesi kullanılmakla, sahabeye: “Pek çok âyetlerimizi siz henüz bilmiyorsunuz, onları ileride göstereceğiz.”; “hüm” zamiri kullanılmakla: “Size değil, onlara, başkalarına, sonra geleceklere göstereceğiz.” ve “yetebeyyene” fiili kullanılmakla da, “Belki hemen değil, peş peşe gelen ve birbirini tamamlayan araştırmalar ve telâhük-ü efkâr neticesinde Kur’ân’ın hak olduğu ortaya çıkacak.” denmektedir.

İlimler, şimdilerde henüz emeklemekten kurtulup ayakta durmaya çalışmaktadır. Şimdiye kadar ileri sürülen onca nazariyeden belki pek azı hakikat olarak ortaya çıkmış ve Kur’ân’la tetabuk edebilmiştir. İleride her sahada alınacak mesafelerle Kur’ân’ın daha pek çok hakikatlerine yaklaşılacak ve ilimlerin ortaya koyacağı gerçekler, Kur’ân’da ifadesini bulup, artık değişmez gerçekler olarak kalacaklardır. Bugün, diyelim ki, çok uzaklarda bulunan yıldız veya yıldız kümeleri hakkında söylenen sözler, şimdilik onlara olan uzaklığımız kadar hakikatten uzak olabilir. Ama, belki zamanla o yıldız kümelerine yaklaşılınca, onlar hakkındaki bilgi ve sözlerimiz de hakikate o derece yaklaşacak ve neticede birer değişmez hakikat olarak arz-ı endam edecektir. Bu şekilde ilimlerin hakikate, dolayısıyla Kur’ân’a yaklaşmasıyla değişmez hakikatler ortaya çıkacak ve hakikatte konuşan yine Kur’ân olacaktır.

O zaman insan, faraziyeleri değil, hakikatleri konuşacak ve hakkında konuşulan da “âyât-ı tekvîniye” olacaktır. O gün üç ayrı istikamette veya yolda birbirinden habersiz gidiyor gibi görünen Kur’ân, insan ve kâinatın temelde aynı hakikatleri dile getirdiği ve Kur’ân’ın nabzının “insan ve kâinat” diye, kâinatın nabzının da “Kur’ân” diye attığı ayan-beyan ortaya çıkacaktır.

Evet, o gün, kâinatı anlayan dünyayı, Kur’ân’ı anlayan ahireti, ikisini birden omuzlayansa hem dünyayı, hem de ahireti elde edecektir.

138