Kalbiyle buğz etme meselesini şu şekilde anlamamız da mümkündür: İnsan, kalben kızıp öfkelendiği bir insanla aynı mecliste bulunmamak için elinden gelen gayreti gösterir. Onunla hiçbir düşünce ve fikri paylaşmak istemez. Zira sevgi ve nefret bir kalbte aynı anda bulunmaz. Çünkü insan, nefret ettiği bir insana kalbî temayül gösteremez. Durum böyle olunca, münkere karşı buğzeden bir mü’min, kendi metafizik gerilimini korumuş olur. Ama işin sadece bu kadarıyla iktifa etmek, mü’minden istenen aksiyonun tamamı değildir. Kalben yapılan bu buğzu, dil ile veya el ile yapılacak bir eylem, bir fiil takip etmelidir. Ama kalbte bu kadarcık bir nefretin varlığı dahi, münkerin münker olduğuna inanmanın bir alâmet ve işaretidir.
İslâm dininin tasvip etmediği bir münkeri, hiçbir mü’min sevip tasvip edemez. Mü’min, bu münkeri işleyenlerle vatandaşlık münasebeti içinde olsa bile, bu kusuru görmezlikten gelemez. Aksi hâlde, o da onlara iltihak etmiş sayılır. Onun içindir ki mü’min, daima metafizik bir gerilim içinde olmalıdır. Zaten hem âyet ve hem de söz konusu ettiğimiz hadis bize bunu ders vermektedir.