Esasında bu hitap, sadece bir peygamber olarak Hz. İsa’ya değildir. Burada Hz. İsa, irşad ve tebliğ makamında Allah’a (celle celâluhu) muhatap olduğu için “Yâ İsa!” denmiştir. O hâlde, ister nebi ister başkası, kim olursa olsun, irşad ve nasihat ederken, evvelâ söylediği ve tavsiye ettiği şeyleri kendi nefsinde duyarak yaşamalı ve tatbik etmelidir ki, başkalarına da tesir etsin. Kur’ân-ı Kerim bunu çok açık bir şekilde ifade etmektedir:
“Siz insanlara iyiliği emredip, kendinizi unutuyor musunuz? Hâlbuki kitabı da okuyorsunuz. Hiç akletmiyor musunuz?”2
Kitap size önce kendi nefsinizi tavsiye etmekte, işe onunla başlamayı önermektedir. O hâlde bu âyetleri okuyup durduğunuz hâlde, hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?
Evet, bu âyet, Benî İsrail’e hitaben doğrudan doğruya bir tehdit, Müslümanlara da dolaylı olarak bir ikazdır ve “Sakın ola ki, böyle yapmayasınız!” demektedir. Daha önce de söylediğimiz gibi, söylediğini yapmama, bir aldatma ve münafıklık sıfatıdır. Bizler bütün bir millet olarak, bilhassa inhitat devrelerinde, böyle davranan insanların hem tesirsizliğine, hem de halkın onlara itimat etmediğine defaatle şahit olmuşuzdur.
Dipnotlar
- 2 Bakara sûresi, 2/44.