İçeriğe geç

Evet, İslâm’ın fikir cephesini temsil eden, dahası akademik seviyede İslâm’ı anlatan, hatta sürekli bu mevzuda fikir üreten nice insan vardır ki, dediklerini yaşamadıkları için iz bırakmadan çekip gitmişlerdir; gitmişlerdir, çünkü davranışları müstakim değil, sözleri de imanlarından kaynaklanmamaktadır. Hâlbuki bunlar halka, “sırat-ı müstakîm”i anlatıyor, insanları irşad etme iddiasında bulunuyorlardı. Derken hafif bir yel esti, küçücük bir sarsıntı meydana geldi; geldi de bunların yerle bir olmasına yetti. Dediklerini de, diyeceklerini de unutuverdiler. Hatta dediklerinin hepsini tekzip edip, karşı fikrin ateşli savunucuları hâline geldiler. Neticede de helâk olup, yoklara karıştılar. Ama acıdır, beraberlerinde bir medeniyeti de yerle bir ettiler.. veyl olsun onlara!

c. Tebliğ ve Çile

Tebliğ ve irşad vazifesinin, çile ve ızdırapla iç içe olması ilâhî bir takdirdir. Zira ancak zorlukla elde edilen şeylerdir ki, özen ve itina ile muhafaza edilebilirler. Temelinde zorluk olmayan ve esasında terleme, yorulma olmayan servetlerin tükenişi bir an meselesidir. Hele mesele, Allah’ın yeryüzünde anlatılması meselesi ise, bunun tükenip yok olması demek; insanlığın en esaslı gayesinin ve insanca var olma garantisinin yok olması demektir. Bu da düpedüz yeryüzünde, insan varlığının mânâsızlaşmasıdır. Öyleyse insan, yeryüzünde kendi varlığını mânâlandıracak bu kudsî vazifeyi idrak etmek zorundadır…

153