İçeriğe geç
8. Bölüm

Dehşet Ve Heyman

Vecd ü tevâcüdün sonunu hayret ve heymanla noktalamıştık. “Hayret”e daha önceki bölümlerde anlatıldığı mülâhazasıyla temas etmeyecek; fakat onun bir başka varyantı sayılan “dehşet”le, makam olmasa da sâlik için bazı ahvâlde bir uğrak sayılan “heyman”dan birkaç cümle ile bahsetmek istiyoruz.

Korkutan veya ürperten bir hâdise veya manzara karşısında duyulan havf ve ürküntü mânâlarına gelen “dehşet”, hak yolcusunun, seyr-i ruhanî esnasında ve Mahbub’un cemalinin tecellîleri karşısında tutulup kalması şeklinde yorumlanmıştır ki, Kitap ve Sünnet’te onunla alâkalı sarih bir beyan olmasa da, فَلَمَّا رَأَيْنَهُۤ أَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ“Onu karşılarında görür-görmez aşkınlığına (büyülendi) ve (şaşkınlıktan) ellerini kestiler.”1 mealiyle vereceğimiz âyetle irtibatlandırmak mümkündür.

Dehşeti; insanın, bir türlü aklına sığdıramadığı, sabredip karşısında duramadığı ve ilmiyle, idrakiyle kavrayamadığı herhangi bir hâdise ile yüz yüze geldiğinde tutulup kalma şeklinde de ifade etmişlerdir ki, buna “şuhûd”un akla galebe çalması, muhabbetin sabrın sınırlarını zorlaması ve “hâl”deki televvünün insan idrakini aşması da diyebiliriz. Zannediyorum, konuyla alâkalı şöyle bir yaklaşım yerinde olur:

1. Hâlin, hak yolcusunun ilim ve idrakini bastırması, vecdin onun takatini aşması, keşfin himmetin üstüne çıkması durumunda sâlik yer yer “dehşet” soluklar. Kur’ân okunurken, namaz kılınırken hudû ve huşû esas olmakla beraber, insanın iradesini aşan feveranla hudû ve huşûun delinmesi.. aşırı vecd u mevâcidin sâlikte, temkin ve muvazene keyfiyetini sarsmasından kalbin mânevî aritmiye girmesi, Hakk’ı talebin her zaman sadakat ve vefa istemesine karşılık, şuhûdun cazibesiyle, sâlikin aceleciliğe düşmesi.. gibi hususlar buna birer misal teşkil edebilirler.

32