İçeriğe geç
39. Bölüm

Yakaza

Kelime olarak uyanıklık demek olan yakaza; tasavvuf erbabınca, mebde itibarıyla Hakk’ın emir ve yasakları karşısında uyanık, titiz ve duyarlı olmak; bir kısım ilâhî ihsanlara mazhariyet mânâsında müntehâ itibarıyla da değişik makam ve mertebelerin bazı vâridleri karşısında her zaman fikrî, ruhî istikametini koruyup iltibaslara düşmemek ve hep basîret üzere bulunmak demektir.

Yakazayı; mübtedîler için, zecr ve men vukuunda bunlardaki maksad-ı ilâhîyi kavrama; müntehîler için de “kıyam billâh” mânâsına gelen “seyr ilallah–seyr billâh–seyr fillâh” gibi menzillerin hemen bütününde, her zaman Hakk’ın huzuru mülâhazası içinde bulunup hep temkin u istikameti kollama.. ya da konumunun gerektirdiği mârifet ve şuurla “Ben bir hakir kulum, her nefes muhtaç olduğum Mevlâ’dan nasıl gaflet ederim.” diyerek, hep uyanık, hep mahviyet içinde, hep gözü Hakk’ın kapısının aralığında, mevsimi gelince de iltifat göreceği düşüncesiyle sürekli ümitli; herhangi bir itaba uğrayacağı endişesiyle de, kalbi güvercinlerin kalbi gibi tir tir ve her zaman İbrahim Hakkı gibi:

“ Gafletle uyumak ne revâdır abd-i hakîre
Şefkatle nidâ eyleye Rahmân gecelerde”

deyip muttasıl teyakkuzda bulunma olarak yorumlayanlar da olmuştur.

Yakaza ehli, seyr u sülûk-i ruhanînin hemen her mertebesinde basîret üzere hareket eder ve her davranışıyla:

قُلْ هٰذِه۪ سَب۪يل۪ۤي أَدْعُۤوا إِلَى اللّٰهِ عَلٰى بَص۪يرَةٍ أَنَاۨ وَمَنِ اتَّبَعَن۪ي
229