İçeriğe geç

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünyaya geldikten sonra ciddi değişimler yaşamıştı. Miraçlara çıkmış ve geldiği noktada Cibrilleri dahi geride bırakmıştı. Bu değişimler, mânevî, uhrevî ve melekûtî olarak gelişmeyi, ileri gitmeyi ifade eden değişimlerdi. Bunları, dünyaya ve onun cazibedar güzelliklerine kapılma neticesinde hâsıl olan değişimlerle karıştırmamak gerekir. Yani bir insanı Allah’a, O’nun rıza ve rıdvanına, Cennet’e ve Cennet nimetlerine yaklaştıran değişimler vardır; bir de onu felaket ve helakete sürükleyen değişimler. Uzak durulması gereken, bu sonuncusudur. Dünyaya nasıl geldiysek o şekilde çıkmaya çalışmaktır.

İnsanı değişip başkalaşmaktan koruyacak önemli dinamiklerden birisi, beklentisiz ve müstağni olmaktır. Yapılan hizmetleri dünyevî yahut uhrevî herhangi bir karşılığa bağlamamaktır. Gözü dünyada olan insanların, önlerine çıkan cazip teklifler karşısında konumlarını muhafaza etmeleri çok zordur. Bu tür insanlar, başkaları tarafından “satın alınabilirler.” Hâlbuki Allah rızasına kilitlenmiş kimseler, dünyalık hiçbir şey karşısında satılmamalı, peylenmemelidir. Hiç kimseye bel kırmamalı, boyun bükmemelidir. Minnet altına girmeme konusunda son derece kararlı olmalıdır. Bu konularda bir kere taviz verip zaaf gösteren bir insanın işin sonunda nereye savrulacağı belli olmayacaktır.

Bu itibarla adanmışlar, çok küçük çapta bile olsa yürüdükleri yolda herhangi bir inhiraf yaşamama konusunda çok kararlı olmalıdırlar. Kendileri sırat-ı müstakimden ayrılmadıkları gibi, beraber yürüdükleri arkadaşlarının da ellerinden tutmalı, onların da inhiraf yaşamaması noktasında ellerinden geleni yapmalıdırlar. Çevrelerinde değişme ve başkalaşma emareleri gördüklerinde, tepkiye sebebiyet vermeyecek şekilde usûlünce ve mülayimce onları ikaz etmeli ve yeniden istikameti yakalamalarına yardım etmelidirler. Âdeta cephede nöbet bekleyen bir asker gibi inhiraflar karşısında sürekli gözleri açık durmalı, ne yapıp edip bunların önüne geçmeye, hata ve yanlışların ıslahına çalışmalıdırlar.

9