Tekrar edecek olursak, bence sahip olunan enerjinin kullanılması gerekli olan en verimli yer, işe dipten başlayarak yeni bir insan inşa etmek ve yeni bir nesil yetiştirmektir. Sahip olduğumuz güç ve enerjiyi ruhumuzun heykelini ikame etme istikametinde değerlendirmeliyiz ki onu israf etmiş olmayalım. Yoksa farklı tahriklerle, ayak oyunlarıyla milletin ruhunda oluşmuş metafizik gerilimi ve diriliş arzusunu heba etmiş oluruz. Muvakkaten bazı başarılar elde etsek bile bunlar kalıcı olmaz. Temel sağlam atılmadığı sürece, yapılmaya çalışılan binanın yerle bir olması her zaman kuvvetle muhtemeldir.
Dinin Muhkematıyla Disipline Edilmiş Heyecan
Bir toplumun durağanlığını sona erdirmek ve onlarda ciddi bir heyecan meydana getirmek çok önemlidir. Cenâb-ı Hak, tabiata koyduğu kanunlarla her şeyi hareketli kılmış, devam ve temadisini bir yönüyle buna bağlamış. Her şeyde bir hareketlilik, bir değişim, dönüşüm ve gelişim var. İlk bakışta insana sabit duruyormuş gibi gelen denizler, okyanuslarda dahi bir hareketlilik var. Sular buharlaşıyor, sonra yağmur hâlinde yere iniyor, değişik membalarda toplanıyor ve yeniden denizlere akıyor. Sürekli bir döngü söz konusu.
Cenâb-ı Hak, kainatın diliyle bize bir şey anlatıyor: Hiçbir şey durağanlığa mahkum edilmemeli. Her şey hareketli olmalı, yeni yeni hamlelerle sürekli olarak geliştirilmeli.
Mü’minlerin, kendilerine ait değerleri bütün tazeliğiyle ruhlarının derinliklerinde duymalarını sağlamak, onlara i’lâ-i kelimetullah mefkûresini aşılamak ve bu istikamette onları ciddi bir metafizik gerilime geçirmek çok önemlidir. Ne var ki hareket ve heyecanın da Kur’ân ve Sünnet’e ait disiplinlerle kontrol altına alınması gerekir. Hareketsizlik ve heyecansızlık bir felaket olduğu gibi, dinin muhkematıyla disipline edilememiş bir heyecan da ayrı bir felakettir.