İçeriğe geç

Ölüm korkusunu aşabilmek, Allah’a kavuşma iştiyakıyla yaşayabilmek herkes için kolay değildir. Bu açıdan mü’min, dualarında her zaman Allah’tan ilim, iman, ihlâs, yakin, tevekkül ve teslimiyet istemenin yanında Allah’a kavuşma iştiyakı da istemelidir. Hatta biz dualarımızda “ve’ştiyakan ilâ likâik” (Sana kavuşma iştiyakı ver bize Allahım!) dedikten sonra bir de “ve likâi habîbik” (Habib-i Edib’ine kavuşma iştiyakı da ver bizlere Allahım!) diyor ve Allah’tan, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) kavuşma iştiyakını da içimizde yaratmasını talep ediyoruz. Bazıları, şirk olabileceği düşüncesiyle bunu söylemeyi mahzurlu bulabilir. Bazen benim de bu konuda hafif tereddüt yaşadığım oluyor. Ne var ki Efendimiz’e kavuşmayı arzu etme meselesi, bana kulak ardı edilecek bir şey gibi gelmiyor. Bu yüzden dualarımda bunu da zikretmeye devam ediyor ve bunun, Cenâb-ı Hakk’ın Vahidiyet ve Ehadiyetine münafi olmadığını, Vahidiyet ve Ehadiyet hakikatlerinin bunu da kapsayacağını düşünüyorum.

Dünyada Kerhen Kalanlar

Yaşama tutkusundan sıyrılamayanlar için ölüm korkusu kaçınılmazdır. Bu korkuyu kimileri çok, kimileri orta ölçekte, kimileri daha az hissederler. Dünya hayatına çok bağlananlar, burada uzun yaşamayı arzu edebilirler. Ne var ki neticesi ölüm olan bin senenin on seneden bir farkı yoktur. Fakat hayatlarını kalb ve ruhun hayat seviyesinde yaşayan insanlar, ölümün mahiyetini farklı algılamaya başlayacaklarından bu korku da zail olur. Fani dünya kendine mahsus çehresiyle ona görüneceği gibi baki dünya da kendine has rengârenk güzellikleriyle onun nazarına akseder. O da iştiyak-ı İlâhî ile iştiyak-ı Nebevî ile oturur kalkar. Dünyayı bir askerlik gibi görür ve terhisini alıncaya kadar burada kalmayı Allah’ın emrine saygılı olmanın bir gereği sayar.

89