Maalesef günümüzde dünyevilik ve sekülerizm insanlığın hayatına hâkim olduğu için, Allah yolunda yapılan hizmetler de dünyevî hedeflere bağlanabiliyor, şekil ve formalitelere kurban edilebiliyor. Hâlbuki insanlığa hak ve hakikati anlatma konumunda bulunan insanların, yaptıkları işleri, normal vazife çerçevesinin dışında ele almaları gerekir. Onlar, öncelikle ubudiyetlerini derinlemesine yerine getirmeli, Allah’la münasebetlerini her zaman ter ü taze tutmalı ve O’nun tarafından görülüyor olma mülâhazasıyla hareket etmelidirler ki yaptıkları vazifelerde muvaffak olabilsinler. Yani işlerini yapmanın yanında mutlaka mânevî derinliği de hedeflemeleri gerekir.
Bir insanın din ve diyaneti adına bir kısım aktiviteler icra etmesi, hizmet deyip koşturması elbette takdir edilmesi gereken güzel bir şeydir. Ne var ki buna gerçek güzelliğini kazandıracak bir şey varsa, o da bu işleri yaparken Allah’la münasebetin güçlü tutulmasıdır. Eğer yapılan bu güzel ameller, Allah’la irtibatımız adına bizim farklı derinliklere açılmamıza vesile olmuyor, bizi O’na daha çok yaklaştırmıyorsa, nefsimiz adına koşturuyoruz demektir. İyi bir şey yaptığımızı vehmetsek bile, gerçekte aldanıyoruz demektir.
Hayır adına yaptığımız her iş, Allah’la münasebetimizi daha bir pekiştirmeli ve her pekişen münasebet de yeni hayır işlerine vesile olmalıdır. Siz ne kadar O’nunla sıkı irtibat içinde olur, ne kadar O’nun rızasını elde etmeye çalışırsanız, O’nun size muamelesi de buna göre olacaktır. Şayet Cenâb-ı Hak’la münasebetlerinizi derinleştirirseniz, O da size çok farklı muamelede bulunacaktır. Her birinizi birer tefekkür, tedebbür ve tezekkür insanı hâline getirecek ve ufkunuzu açacaktır. Böylece siz de her şeyi çok daha farklı duymaya, hissetmeye başlayacaksınız.