Fakat âyetin devamında أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ buyrularak, Allah’ın vaat etmiş olduğu bu güzelliklerin henüz hepsini görmeden Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzura alınabileceği de ifade ediliyor. Şöyle ki Efendimiz, hayat-ı seniyyeleri boyunca Allah tarafından kendisine tevdi edilen peygamberlik vazifesini kâmil ve kusursuz bir şekilde eda etmişti. Elbette Cenâb-ı Hak, O’nun bu gayretlerini boşa çıkarmayacak ve amellerinin karşılığını tastamam verecekti. Efendimiz, bu dünyada kendisine vaat edilen güzelliklerin tamamını görmese bile Allah, daha sonra ortaya çıkacak olan hayır ve güzelliklerin de sevap ve mükâfatını tastamam ona verecekti. Belki O’nun atmış olduğu tohumlar başkaları tarafından hasat edilecek, başkaları tarafından ambara konulacaktı. Fakat O, bunların da tastamam sevabını alacaktı.
Bu ifadenin, “Veya hiçbirini eksik etmeden Sana lütuflarımızı tamamlayacağız.” mânâsına da açık olduğunu burada ifade etmek gerekir. Daha ziyade üzerinde durulan birinci mânâ olsa da bu tevcih de önemli bir hakikate işaret eder.
İster o, ister bu olsun, netice Seni ilgilendirmemeli; فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ “Sana düşen sadece tebliğdir.” Hak ve hakikati insanlara duyurmak, İslâm’ın güzelliklerini kusursuz şekilde temsil etmektir. وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ “Bu işin hesabını görmek ise Bize aittir.”