İçeriğe geç

Yine bir misal olması açısından arz edeyim: Bakara sûre-i celîlesinin başında, Cenâb-ı Hak: الۤمۤ۝ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًىلِلْمُتَّقِينَ“Elif, Lâm, Mîm.İşte (o eşsiz, mucize) Kitap: Onun (Allah tarafından indirildiği vebaştan sona hakikatler mecmuası olduğu) hakkında hiçbir şüphe yoktur. O,muttakiler için ayn-ı hidayet bir yol göstericidir.”7 âyet-i kerimeleriyle Kur’ân-ı Kerim’in müttakilere hidayet kaynağı olduğunu ifade buyuruyor. Sarf ve nahiv âlimleri buradaki hidayetin mânâ-yı mastarî olduğunu söylerler. Dolayısıyla burada anlaşılması gereken Kur’ân’ın potansiyel olarak bir hidayet kaynağı olduğudur. Hâsılün bi’l-mastar diyebileceğimiz, bu meselenin pratik hâline gelmesi meselesi ise daha sonraki âyetlerde anlatılır. Şöyle ki; bir sonraki âyet-i kerimede: اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ8 buyurarak gaybî hakaike yani esmâsıyla malum, sıfâtıyla muhat, Zât’ıyla Mevcud u Meçhul O Zât-ı Baht’a iman etme, evsaf-ı celîlesiyle O’nu tanıma ve esmâ-i sübhaniyesiyle O’nu tebcil ve takdir etme üzerinde durulmaktadır. Âyet-i kerimenin devamında ise: وَيُقِيمُونَ الصَّلٰوةَ“Namazı ikame ederler.”9 buyrulmaktadır. Burada يُصَلُّونَ10 denilmeyip, “ikame” lafzının kullanılması ile, namazın mahiyet-i nefsü’l-emriyesine uygun; âdeta ilm-i ilâhîdeki şekil, şart ve rükünlerine muvafık bir şekilde ve aynı zamanda hudû ve huşû içinde, kişinin kendinden sıyrılıp maiyyet şuuru ve Allah karşısında derin bir konsantrasyon duygusu içinde namazın âbidesinin ikame edilmesi gerektiği anlatılıyor.

234